BULGAR MACAR TÜRKLERİ

BULGAR TÜRKLERİ 

http://turklerkimdir.com/bulgarlar/

Attila Hun İmparatorluğunun yıkılışından sonra; Karadeniz’in kuzeyi boyunca Azak Denizine dökülen Kuban ve Don nehri ağızlarında çeşitli Türk boyları ve bunlar arasında Bulgar Türkleri oturmaktadır.

Bulgarlar, ”Divanü Lügati’t-Türk” te sayılan Türk boylardan biridir. Bulgarların konuştuğu dil, Kaşgarlı Mahmud “Divanü Lügati’t-Türk”te Kuzey Türklerinin konuştuğu Türkçe’ye Kıpçakça demesinden itibaren Türkçe dil sınıflandırılmasında Kıpçakça olarak kabul edilmektedir.

Bulgar adının “bulgalanmak=bulanmak=karışmak” kelimelerinden “bulanan” yani karışan anlamında türediği ileri sürülmekte, kendisi de İdil Bulgar Türkü olan Türkolog Prof. M. Zakiev; Bulgar adının “Nehir Halkı” veya “Şehir Halkı” anlamına gelebileceğini belirtmektedir. Ord. Prof. Velidi Togan’da, Bulgar adının bulanmaktan kaynaklandığı fikrine karşı çıkmakta, ancak Bulgar adının “beş Ogur” anlamına gelen “bel+gur”dan geldiği görüşünü savunmaktadır.

Attila Hunlarının dağılmasından sonra Bulgar Türklerinin bölgede bir Kağanlık oluşturma çabası sonuç vermemiş, MS 558 yılında da Avarların Avrupa’ya doğru ilerlemesi ardından bölge, MS 576 yılında Göktürk Kağanlığının egemenliği altına girmiştir. I.Göktürk Kağanlığının dağılması üzerine, Bulgar Kağanı Kubrat, bölgedeki diğer toplulukları idaresi altında toplamayı başararak MS 632 yılında Magna Bulgaria (Büyük Bulgarya) da denen Kağanlığı kurmuştur.

Kubrat Kağan’ın 665 yılında ölmesi sonrası, Hazarların baskısı üzerine Kubrat Kağan’ın üç oğlundan biri olan Asparuk batıya bugünkü Romanya’nın Danube bölgesine, ikinci oğlu Kotrak kuzeye İdil/İtil bölgesine yönelmiştir. Üçüncü oğul Bayan liderliğindeki Bulgarların ana gövdesini oluşturan kısmı ise, Hazarların hâkimiyetini kabul ederek Hazar boylarından biri haline gelmiştir. Ancak akabinde başlayan Emevî İslami Hilafet Devleti ile Hazar Kağanlığı arasındaki savaş Kafkaslarda büyük bir göç dalgası yaratmış, bölgedeki çeşitli boylar daha Kuzeye İdil (Volga)–Kama bölgesine ve ormanlık alanlara yerleşmiştir. Bölgede bu birikme, yerleşik ve güçlü bir ekonomik hayat ile her alanda kurumsallaşmanın gelişmesine ve daha ileriki dönemde de İdil (Volga) Bulgar Devletinin kurulması (MS 922 – 1240) için gerekli zemini oluşturmuştur.

Bulgar Türklerinin bu dönemde, İdil, Kırım ve Azak Denizi civarında yerleşik hayata geçmeleri Bulgar Türklerinde tarım, hayvancılık, ticaret ve çeşitli zanaatlar ile toplumsal örgütlenmenin gelişmesini sağlamıştır. Aynı dönemde Hazar Devletinde de benzer gelişmelerin olmasıyla kısa zamanda Kırım, İdil ve tüm Kafkas-Karadeniz bölgesinde birleşik bir kültürün doğmasına yol açmıştır.

Bulgar Türklerinin tarihi konusunda, Bulgaristan Bilimler Akademisinden Peter Dobrev; Bulgar Türklerinin Kazan bölgesine Pamir ve Hindikuş bölgesinden geldiklerini, Antik çağ yazılı kaynaklarında Bulgarların antik Baktria’lılar olduğu ve İran ile Türkistan arasındaki bölgede yerleşik olduklarının belirtildiğini, Sogdian’ların/Soğdak’ların da kendilerini ‘Blgar’, Arapların ‘Burgar’, Taciklerin ‘Falgar veya Palhar” olarak isimlendirdiğini, Hint kaynakları ile uyuşan biçimde, Bizanslı tarihçi “Agathius”un da Kutrigurs, Utigurs and Vurugunds boylarının da Pamir ve Hindikuş dağlık bölgesinde yaşadıklarını belirtmekte olduğunu, aynı bölgede ‘Bakat’ isimli ‘antik şehir’inde Onogur şehri olduğunu, aynı bölgede yine Kotsagir (Beyaz Saka) boylarının yaşamakta olduğunu açıklamaktadır. Asuri kaynaklarının da,  bu bölgeden (Orta İskitya bölgesinden) 30 bin İskit halkının Doğu Avrupa bölgesine gittiği ve 60 gün içinde Don nehri civarına ulaştıklarının yazılı olduğunu, bu İskit halkının Bulgar Türkleri olduğunu [Dobrev Peter, 1999] ve böylelikle İskitler zamanında Bulgar Türklerinin Kafkas-Karadeniz steplerindeki yerleşiminin başladığını ve zaman içinde bölgede önce Büyük Bulgar Devleti ve İdil Bulgar Devleti ile günümüz Bulgaristan’ında Asparuk Bulgar Devletini kurduklarını anlatmaktadır. [Zakiev M. “Origin of Türks and Tatars” 2002]

Günümüz Bulgar Türklerinde (Kazan Tatarları) yüksek oranda görülen (R1a) ata-geninin (Y-Haplogrubu) R1a-Z93 alt grubunun, dünyadaki dağılımını gösteren veriler de, Bulgaristan Bilimler Akademisinden Peter Dobrev’ in anlatımlarını desteklemektedir.

Prof. Anatole Klyosov, gen bilimi incelemelerine göre özetle; Altay-Sibirya kökenli Bulgar ve Suvar’ların günümüzden 5800 yıl önce iki kola ayrıldığını, Bulgarların antik Baktria bölgesine (günümüzdeki Doğu Türkmenistan ve Güney Özbekistan) gittiklerini, Suvar’ların ise Babil bölgesine giderek Subar adı ile ortaya çıktıklarını, en sonunda Baktria bölgesine giden Bulgarlar ve Babil bölgesine giden Suvar’ların bir kısmının Kafkas-Karadeniz steplerinde yeniden buluştuğunu açıklamaktadır.

Danube Bulgarları

Magna Bulgaria (Büyük Bulgarya) devletini kuran Kubrat Kağan ölünce Hazarların baskısıyla batıya giden oğlu Asparuk’un liderliğindeki Bulgarlar, MS 668 yılı dolaylarında bugünkü Moldova’nın Güney Basarabya bölgesine yerleşmişlerdir. Daha sonraki dönemde topraklarını genişleterek güçlü bir devlet haline gelen, tarihte Danube Bulgarları olarak anılan Bulgar Türkleri, bugünkü Bulgaristan Devletine de isimlerini vermişlerdir. Danube Bulgarları, kendi soy kütüklerini Attila’dan ve Attila’nın oğlu Bel-Kermek’ten (İrnek/Ernak) başlatmışlardır.

MS 668 yılı dolaylarında yerleştikleri Güney Basarabya bölgesinde kısa zamanda, iki nehir arasında kaleler, surlar gibi istihkâm tesisleriyle muhkem bir bölge kurmuşlardır. Nitekim MS 680 yılında Bizans ve İslami Hilafet Devleti arasında barış anlaşması yapılması sonrası Bizans ordusu Danube Bulgarlarının üzerine yürümüştür. Denizden ve karadan güçlü kuvvetlerle gelen Bizans ordusunu mağlup eden Asparuk, bugünkü Kuzey Bulgaristan’ı da işgal etmiştir. Bulgarların, bir İmparatorluk ordusunu nasıl mağlup ettikleri konusunda yapılan araştırmalar, Bulgarların nehirler, bataklık alanlar ve kurulan istihkâmlar nedeniyle aşılamaz bir savunma hattı kurduklarını göstermiştir. [The migration of the Unogundur-Bulgars of Asparukh from the lands of Azov to the Lower Danube] MS 681 yılında Bizans’la yapılan ikinci savaşı da kazanan Asparuk, Bizans İmparatoru Justinian’ın yıllık haraç ödemeyi kabul etmesi üzerine barış anlaşması imzalamıştır. Bu tarih I. Bulgar Devletinin kuruluş yılı olarak kabul edilmektedir.

Asparuk’un oğlu Tervel döneminde, Danube Bulgarları, İslami Hilafet Devleti ile Bizans arasındaki savaşta Bizans’ın talebi üzerine 30 bin atlı ile Bizans’a yardım etmiştir. Bir taraftan Bizans’ı kuşatan diğer taraftan İspanya ve İtalya üzerinden Avrupa’ya giren Hilafet Ordularının durdurulmasındaki rolleri nedeniyle Avrupa’da büyük üne kavuşan ve topraklarının sınırlarını Balkanlarda ve Doğu Avrupa’da genişleten Danube Bulgarları, sayıca azınlıkta oldukları için zamanla Slavların arasında erimişler, Bizans’ın faaliyetleriyle Kievan Rusların MS 860 yılında Hristiyanlığa geçmesinden dört yıl sonra MS 864 yılında Hristiyanlığa geçmişler ve alfabelerini değiştirmişlerdir. Göktürk Konfederasyonunun dağılmasından sonra Macarlar, Kangar Birliğinin dağılmasından sonra Peçeneklerin Danube bölgesine gelmeleri ile başlayan sürekli savaş dönemi Bulgar Devletinin zayıflamasına yol açmış, MS 969 yılında Hazar Kağanlığını sonlandıran Bizans-Kievan Rus ittifakı MS 971 yılında Bulgaristan’a saldırarak başkentlerini işgal etmiştir. Bizans, MS 1014 ve 1018 yıllarındaki saldırılarıyla da I. Bulgar Devletine (681-1018) son vermiştir.

Kaynak: Wikipedia, Author:Kandi (Structure of the I. Bulgaria)

Bulgarların sadece adları kurdukları devletin isminde kalmıştır. Osmanlı döneminin de etkisiyle Bugünkü Slav Bulgarlarının lisanında, Türkçeden geçen dört-beş bin civarında kelime bulunmaktadır. Bugün Bulgaristan’da yaşayan Türk azınlıkla, bir kısım Bulgar Türklerinin Osmanlı fethine kadar Türklüğünü koruduğu ve Osmanlı devrinde bölgeye gelen Türkmenlerle karıştığı düşünülmektedir. Özellikle Deliorman ve Dobruca Türklerinin, Anadolu’dan gelen Türkmenlerin bölgede yerleşik olan Kıpçak ve Bulgar Türkleri ile karışması sonucu oluştuğu tezini bizzat Evliya Çelebi öne sürmüştür. Diğer yandan, “The Encyclopedia of World Cultures”, lisanları Oğuz Türkçesi olan ancak Kıpçak Türkçesi özellikleri de taşıyan Hristiyan dinine geçmiş ve bölgedeki çeşitli ülkelerde yaşayan Gagavuz’ları “Türkçe konuşan Bulgarlar” olarak tanımlamaktadır. Gagavuzların Kurt başı amblemli Gökbayrak kullanmaları ise, Göktürklerle bağını göstermektedir.

1922-1939 yılları arasında bugünkü Bulgaristan’da arkeolojik kazılar ve sanat tarihi araştırmaları yapan Macar tarihçisi G. Feher, Türk filolojisi uzmanları Gy. Nemeth ve L. Rasony’nin dil incelemeleri sonucu kurucu Bulgarların Türk menşeli oldukları kesinlik kazanmıştır.

Günümüz Bulgaristan tarihçileri ve ilgili bilim dallarından bilim adamları, ortak ataları kabul ettikleri Bulgar Türklerinin çok eski tarihlerini araştırmaya başlamış ve bu maksatla Bulgar Türkleri (Kazan Tatarları) ile ortak projeler oluşturmuşlardır. Halen, Baktria, Kushan, Tochar, Subartu ve diğer antik devlet ve halklarla ne gibi tarihi bağları olduklarını araştırmaya devam etmektedirler. [Zakiev M. 2002]

İDİL İTİL VOLGA BULGAR DEVLETİ 

Büyük Bulgarya Kağanlığı’nın parçalanması üzerine, Kubrat Kağan’ın ikinci oğlu Kotrak liderliğinde kuzeye İdil/İtil bölgesine göçen Bulgar kabilelerinin bu bölgede yerleşik hayata geçmeleri, tarım, hayvancılık, et ve süt ürünleri, ticaret, bronz, seramik, kereste, metal ve mücevher üretimi gibi alanlar ile toplumsal ve ekonomik örgütlenmenin/bütünleşmenin gelişmesini sağlamıştır. Bölgenin başkenti olan “Bulgar” şehri, Avrupa’nın en önemli ticaret şehirlerinden biri haline gelmiş, Bilar, Samara, Suvar ve Kazan gibi birçok şehirler kurulmuş, 200 civarında kale, MS 992 yılında da Alamuş Han’ın hükümdarlığı sırasında İslamiyet’i kabul edilmesinden sonra da birçok Cami ve medreseler inşa etmişlerdir. Bölgenin ekonomik ve sosyal bütünleşmesinin artmasından sonra da siyasi bağımsızlık arayışları başlamıştır. [Zakiev M. 2002]

Prof. M. Zakiev, İdil Bulgarlarının, bağımsızlık arayışlarının sürdüğü dönemde bileşeni oldukları Hazar Kağanlığında Hristiyanlık, İslamiyet ve Yahudilik dinlerinin yayılmakta olup, Yahudilik’ in göreceli olarak daha yaygın olması (diğer komşu devletler olan Slavlarda ise Hristiyanlığın yaygın olması) nedeniyle Bulgarların dönemin güçlü devletlerinden İslami Halifeliğin desteğini almak üzere Devletin resmi dini olarak MS 992 yılında İslamiyet’in seçildiğini ve 11.yy’dan itibaren de halkın İslamiyet’i benimsediğini ifade etmektedir.

İdil/İtil/Volga Bulgarlarını, Bulgarlar başta olmak üzere Subar, Sabir, Barsil, Esegel, Bersulas, Biler, Kazan (Kazan şehrinin kurucuları Akhun boylarından Ku-san), Ases, Mari, Suas, Çuvaş (Suas + Mari), Başgır (Beş Ugrs), Biar (Biarm devletinin ve Bilyar şehrinin kurucuları) boyları oluşturmuştur. Prof. M. Zakiev, Başgır (Başkır) ve Başkurt’ların daha çok Bulgar ekonomik ve kültürel çevresinde olmalarından dolayı devletlerinin de İdil Bulgar Devletine bağlı olduğunu, Başgırların (Başkır) Bulgar boyu, Başkurtların ataları bakımından antik Harzem ve Türkmenlere daha yakın boylardan olduğunu belirtmektedir. İdil/İtil/Volga Bulgarlarının dili Ogur-Kıpçak dili olarak tanımlanmaktadır.

Hazar Kağanlığının dağılması üzerine bağımsızlıklarını ilan eden İdil Bulgarları, Cengizlilerin bölgeye hâkim oldukları 1240 yıllarına kadar bağımsızlıklarını sürdürmüştür. Altınordu Devletinin dağılması ardından tekrar 1430 ve 1552 yılları arasında Kazan Hanlığı adı altında varlıklarını sürdüren İdil Bulgarları, 1552 yılında Rus işgaline uğramış, Çarlığın yıkılmasıyla da, 1917- 1918 yılında İdil Ural bölgesinde Bulgarlar, Başkurtlar ve Çuvaşlar birlikte (o tarihi dönemde önemli büyüklükteki bir nüfus olan) 15 milyon nüfuslu “İdil Ural Devleti”ni kurmuşlar, ancak Sovyetler bu devleti yıkarak yerine “Tataristan” “Başkurdistan” ve “Çuvaşistan”  adlarında üç ayrı Özerk Cumhuriyet kurarak, üç ayrı halk yaratma süreci başlatmış, buna rağmen, Prof. M. Zakiev’in ifadesiyle, bu halklar kendilerini Türk olarak kabul etmekte, yeni nesilleri de okul kitaplarından, kendi halklarının Türk olduğunu, Türk aidiyetine tabi olduklarını öğrenmektedir

http://www.21yyte.org/tr/arastirma/bulgaristan/2014/03/06/7477/bulgarlarin-kokeni-turktur



https://tr.wikipedia.org/wiki/Bulgarlar

Bulgar adı muhtemelen eski 
Türkçede bulgamak [karışmak]sözcüğünden gelir. Başlangıçtan 765 yılına kadar Bulgar hükümdarlarının adlarını ve hakanlık sürelerini gösteren ve bugün ancak, daha geç zamandan kalma bir Rus kroniğinde Slavca tercümesine sahip olduğumuz "Bulgar Prenslerı Listesi"nde İrnek, Bulgar hükümdar sülalesinin atası olarak görünmektedir. Hun kütleleri ile karışan bu Türklerin asıl adı "Ogur"du ve Tuna ağzından İdil'e (Volga) kadar Karadeniz kuzeyi bozkırlarında, daha sonraki Peçenekler ve Kumanlar gibi ayrı boy birlikleri hâlinde oturuyorlardı.[kaynak belirtilmeli]

Batı veya Avrupa Hunları Hükümdarı Attila’nın 453 yılında ölümünden sonra yerine geçen en küçük oğlu İrnek (‘Hρναχ) babasının kabileleri üzerindeki egemenliğini, kısa bir süre için de olsa, sürdürebilmiş, fakat onun kurduğu siyasî ve askerî örgütü devam ettirememişti. Attila’nın Hun konfederasyonu, bu nedenle, onun ölümünden kısa bir süre sonra çözülmüş ve dağılmıştı. Bizans tarihçilerinden Rhetor Priskos ile Suidas, 463 yılında, Şaragur (Σαράγουροι), Ugor (Ούγωροι) ve Onogur ('Ονόγουροι) adlı Hun kabilelerinin Karadeniz’in kuzeyinde, Tuna ırmağının kolları ile Volga (İdil) arasındaki bozkırlarda yerleşmiş olduklarını kaydederler.

Bu tarihten aşağı yukarı 20 yıl sonra, 482’de, Bizans kaynakları bu konfederasyonun veya onun en önemli kabilesinin adı olarak Bulgar (Βούλγαροι) adını zikrederler.”[25]

Şaragur (Sa-rı/Ak/Ogur), Biştigur (Beş-Ogur), Ultingur~Altziagir (Altı-Ogur), Kutri-gur-Kuturgur ("Tukurgur" = Dokuz-Ogur) Ungur ~ Hunugur ~ Onugur (On-Ogur), Utigur ~ Uturgur (Otuz-Ogur). Bizans tarihçisi Priskos (6. asır)'un, Sabarlar tarafından Ural Dağlarının doğusundaki yurtlarından uzaklaştırılarak Karadeniz düzlüklerine geldiklerini (461 - 465'lerde) bildirdiği Ogur Türkleri, aynı tarihçiye göre o zaman üç grup teşkil etmekte idi.

Şaragur, Ugor (Ogur) ve On-Ogur. Bunlar Avarların önünden batıya çekilen Sabarların karşısında tutunabilmek için Bizans'a elçi göndermişlerdi. Son araştırmalara göre, Ogurlar büyük göçten önceki yurtlarında da üç zümre hâlinde idiler: Doğu zümresi (Seyhun-Çu nehirleri ve Çalkar Gölü havalisinde: On-Ogurlar); orta zümre (bugünkü Kazak-Kırgız bozkırı ve Emba nehri boyunda -ihtimal- Otuz-Ogurlar) ve batı zümresi (Yayık nehri havalisinde -her hâlde- Dokuz-Ogur'lar). Bu sıralarda Saragur (Ak-Ogur) kütlesine karşılık ötekilerin "Kara Ogur" kanadını teşkil etmiş olmaları muhtemeldir.[kaynak belirtilmeli]

Filogenetik ve yazışma analizleri Bulgarlar'ın, MakedonlarYunanlar ve Rumenler ile diğer Avrupa halkları ve Akdeniz kıyısında yaşayan Ortadoğu halklarından daha yakından ilişkili olduğunu göstermiştir


MACARLAR  HUNGARIANS TÜRKLERİ 

http://turklerkimdir.com/macarlar-hungarians/

Günümüzdeki Türkçe ismiyle Macaristan, resmi adıyla ‘Hungaria’ halkını oluşturan Macarlar (Hungarlar), eski zamanlarda bugünkü Tataristan ve Başkurdistan topraklarında, Büyük Macaristan Devletinin (Magna Hungaria) kurulduğunu ve günümüz Macaristan devletinin bu devletin devamı olduğunu, bu bölgede halen Mişer Tatarları olarak adlandırılan, önceden Ural-Ugric dili konuşan, zaman içinde Altay-Kıpçak dili konuşmaya başlayan Mişerlerin, bugünkü Macaristan halkının atalarının bölgede kalan kısmı olduğunu ileri sürmektedir.

Prof. M. Zakiev ise, MS 9. yy’da Ural-İdil ve Kuzey Kafkasya bölgesinde kurulduğu ileri sürülen Ural-Ugric dili konuşan halkların böyle bir Devlet kurmaları durumunda, en azından tarihi kaynaklarda yer alması ve bölgede Ural-Ugric yer adlarının bulunması gerektiğini, eğer Sovyetlerin Mişer Tatarı ismini verdiği Macarlar ile günümüz Hungarian’ları aynı halk ise, Ural-Ugric diliyle bu ismin Madiyar olarak söylenmesinin icap ettiğini, yine Macarların (günümüz Mişer Tatarlarının) Türkleştirilmesi durumunda Mişer Tatarlarının dilinde Ural-Ugric kelimeler kalması gerekirken böyle bir durumun olmadığını belirterek, Fin-Ugric dili konuşan bilim insanlarının da kabul ettiği gibi Hungar ve Macar kelimelerinin Türkçe’den ödünç alındığını eklemektedir.

Bugünkü Macaristanlıların bu ismi almalarının, Mişer Tatarları (Macarlar) ile Danube bölgesinde birlikte yaşadıkları dönemlerde bu toplulukta Ural-Ugric dilinin yerleştiğini, asimile olan Macarların sadece isimlerini bu topluluğa verebildiklerini, daha sonra bu topluluğun bugünkü Pannonia ovalarına yerleştiğini, bu bölgede yaşayan veya sonradan gelen Ases, Alan, Kuman ve Hunlarla birlikte bugünkü Macaristan halkını oluşturduklarını, bu nedenle de uzun bir zaman kendilerini Türk olarak kabul ettiklerini [Shestakov P.D. 1877, 16] yazan M. Zakiev, bugün Mişer Tatarları denilen Macarların Türkçe konuştuklarının Arap ve İranlı seyyahların kayıtlarında da yer aldığını, Mişer Tatarlarının ağaç-eri boyunun devamı olduğunu açıklamaktadır. [Zakiev M. 2002]

Tarih anlatımlarına göre de; günümüzdeki Türkçe ismiyle Macar, resmi adıyla ‘Hungaria’ halkının bu bölgeye gelişlerinin Göktürk Konfederasyonunun dağılma süreciyle başladığı, Göktürk Kağanlığı topraklarında yaşayan bu halkın Göktürk Konfederasyonunun dağılmasıyla birlikte Romanya Danube bölgesine gelerek yerleştiği ve bu bölgede bir süre yaşadıkları anlaşılmaktadır. Göktürk Kağanlığının dağılması sonrasında Kırgız stepleri ve Türkistan bölgesinde 659 yılında kurulan Kimekler ve Oğuzların da bileşeni oldukları Kangar Konfederasyonunun da, MS 750 yılında dağılması üzerine Kangarların batı kolu olan Peçeneklerin de, Hazar Kağanlığı toprakları üzerinden Romanya Danube bölgesine geçerek Macarlara komşu bölgeye yerleşmiştir.

Ural-Ugric ve Altay-Türk halklarının bir bölümünün Doğu Avrupa steplerine gelmesi Hazar Kağanlığı topraklarında ticaret yolları ile siyasi istikrarın bozulmasına ve askeri çatışmalara yol açmıştır. Bu çalkantılı ortamı, siyasi etkisini ve ticari ilişkilerini artırmak için bir avantaj olarak gören Bizans İmparatorluğu MS 894 yılında Macarları Bulgarlara Kuzeyden saldırması için ikna etmiştir. Bulgarlar ise Peçeneklerden yardım istemiş, Peçeneklerin Macarlara karşı harekete geçmesi sonucunda Macarlar (Hungarians) bugünkü Macaristan (Hungaria) topraklarına göç etmiş ve süreç içinde bu topraklarda bugünkü Macaristan (Hungaria) Devletini kurmuşlardır. Tarihi kayıtlarda, Bizans imparatoru Constantine Porphyrogenitus’un MS 950 yılında, Macaristan’ı “Tourkias” olarak adlandırdığı görülmektedir.

Kuzey Sibirya-Ural dili konuşan Macarlar (Hungarian) ile Güney Sibirya-Altay Türk dili konuşan halkların ilgisi hep tartışılagelmiştir. Bu konuda, DTCF Hungaroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyelerinden Dr. İsmail Doğan, [Macar Ulusal Kimliğinin Oluşumunda Türk Etkisi] isimli makalesinde; “Doğu kökenli olma, Hint-Avrupa (Aryan) dillerinden olmayan bir dil kullanma ve Türklerle akrabalık düşüncesi Macar ulusal kimliğinin diğer Avrupa milletlerininkinden farklı şekilde oluşmasına yol açmıştır. Türklerle akrabalık düşüncesi 19. yüzyıl Macar aydınlarının iki kampa bölünmesine yol açmıştır: İlk gruptakiler Macarların Türklerle akraba olduğunu, diğer gruptakiler ise Macarların bir Fin-Ugor kavmi olduğunu savunmuştur ve bu tartışmalar günümüzde de sürmektedir” demektedir.

Prof. Anatole A. Klyosov’da “Overview Of Turkish Genetics” isimli makaleler serisinde, bugünkü Hungarian’ların ata-genleri meselesinin zor bir konu olduğunu, her bölge veya yerleşimden alınan örneklerin çok farklılık gösterdiğini, tüm cepheleri Alp ve Karpat dağlarıyla çevrili bu ülkenin önce (E) ata-geni taşıyan çiftçiler, sonra sırasıyla Slavlar, Celt’ler, Hunlar, Ural-Ugric’ler, Moğollar tarafından işgal edildiğini, ancak Asya Hunlarında sık görülen (Q) ata-geni ile Moğolların (C) ata-genine bu ülkede rastlanmadığını, hatta Ural-Ugric dili konuşulan bu ülkede Ural-Ugric halklarının (N) ata-geninin de yok denecek kadar (%1) olduğunu, Kazakistan’da bulunan (G1) ata-geni taşıyan kabilelerle Hungaria’da (%8 oranında) bulunan (G1) ata-geni taşıyanların ilişkisinin tespit edildiğini, Hungaria’nın 13. yy’daki Cengizliler istilası ve 16.yy’da Osmanlı Devleti ile savaş dönemlerini yaşadığını, daha sonraki dönemlerde Avusturya ve Almanya’dan gelenlerin (%22 (I) ata-geni) yerleşimine sahne olan bu ülkenin farklı tarihi nedeniyle bugün için ata-gen yapısının daha çok (%46 R1 ata-geni taşıyan) Avusturya’ya benzerlik gösterdiği açıklamasını yapmaktadır.

Hun, Alan, Ases, Oğuz ve Kıpçak-Kuman yerleşimleri yanında Avarlarında 250 yıldan fazla hüküm sürdüğü bu ülkede yapılan gen bilimi araştırmalarında, Türklerin genetik izi olan Altay-Sibirya doğumlu (R1) ata-genine %40 oranında rastlanması nedeniyle başından beri Hungarian’ların (Macarların) Türklerle sadece çok yakın akraba olduklarını değil Türklerin Macaristan’ın kurucuları arasında en önemli grup olduğunu göstermektedir. Kazakistan’da bulunan  (G1) ata-geni taşıyan kabilelerle Hungaria’da %8 oranında bulunan (G1) ata-geni taşıyanların ilişkisinin tespit edilmesi, Çerkeslerin de Macarlarla sadece akrabalık değil, Macarların kurucu boylarından biri olabileceğini de işaret etmektedir.