KONYA VE SİYONİZME TEPKİ



KONYA VE SİYONİZME TEPKİ

ALACAKARGAİSTANBUL 2018

MEHMET NECATİ ARSLANOĞLU

Selamün Aleyküm kardeşlerim
Konya ve ( Background ) geri planda tarihte var olan 
Günümüzdede ara sıra kendisini gösteren  
Bir Yahudi  veya Siyonizm varlığından söz etmek istiyorum 
Konya ve Yahudiler  ne alaka diyebilirsiniz
Yada Konya ve Yahudiler deyince neden tepki topluıyor 
Diyede düşünebilirsiniz
Yakın zamanda olan bir kaç hadiseden dolayı 
Konyada Bir Yahudi İsrail ve Siyonizm varlığı tepki topladı 
Tepki toplamasının sebebi aslında olan hadiseler değil
Yahudiler ve geri planda varlığı hissedilen İsrail ve Siyonizmdir
Tepki toplayan ilk haber Konyadaki Yahudi Konferansı
İkinci haber İsrail Pilotlarının Konyada eğitilmesi

KONYA VE YAHUDİ KONFERANSI 

1 OCAK 2018

https://www.milligazete.com.tr/haber/1477952/belde-i-muhayyerede-yahudi-konferansi

Belde-i Muhayyere’de Yahudi Konferansı
Son yılların en skandal gelişmesi! Manevi hassasiyetin yoğun olduğu ilimizde gizemli Yahudi ve İsrail konferansı… Belde-i Muhayyere Konya’da esrarengiz bir toplantı gerçekleşti. Şeb-i Arus törenlerinin gölgesinde düzenlenen Yahudi Konferansı’na birçok ülkeden yüze yakın akademisyen katıldı. Konferansta terör devleti İsrail’e dair güzellemeler yapılırken, deşifre olmak istemeyen birçok akademisyen Şeb-i Aruz törenlerine katılımcı olarak gösterildi.

ABD’nin skandal Kudüs kararından güç alan İsrail, Filistin halkına zulümlerini artırırken, Türkiye’de ise gizemli bir şekilde, ‘Yahudi Konferansı’ düzenlendi. Konya’da, ‘1. Uluslararası İsrail ve Yahudilik Çalışmaları Konferansı’ adıyla düzenlenen konferansa ilişkin bir bilginin paylaşılmaması tartışmalara neden oldu. Konferansa ilişkin ulaştığımız bilgilere göre, işgal devleti İsrail’e dair güzellemelerin yapıldığı ve İsrail’i dünya kamuoyunda tanıtımı noktasında bilgi alış-verişinde bulunduğu öne sürüldü.


GİZEMLİ KONFERANS

Tüm yurtta İsrail ve ABD’ye karşı milyonlarca vatandaşın Kudüs duyarlılığı için meydan indiği 16-17 Aralık tarihlerinde Konya Nun Otel’de düzenlenen, ‘Yahudi Konferansına’ ilişkin hiçbir kurum, kuruluş ve gazeteye bilgi verilmemesi dikkat çekti. Gizemli olarak yorumlanan konferansa, birçok ülkeden akademisyenin katıldığı belirtilirken, söz konusu konferansta İsrail’in çıkarlarına yönelik bilgi formasyonu yapıldığı ileri sürüldü.
 

‘MEVLANA HAFTASI’NI MASKE YAPTILAR


Konferans tarihi de dikkat çeken diğer bir konu oldu. Mevlana Haftası kapsamında Şeb-i Arus törenlerinin düzenlediği tarihe denk getirilen Yahudi Konferansı’na, katılımcı olarak yurt içinde ve yurt dışında onlarca akademisyenin katıldığı öğrenilirken, programa katılan akademisyenlerin “Mevlana Haftası’ çercevesinde düzenlenen etkinliklere katılımcı olarak kendilerini göstererek deşifre olmamaya çalıştığı belirtiliyor.


SİYONİZM’E TEŞVİK EDİYORLAR


Konya’da bir araya gelen grubun İsrail lehine bir dergi çıkaracağı da belirtilirken, ulaştığımız bilgiler arasında yer alan şu ifader de dikkat çekti: “Yayımlanacak e-derginin amacı, başta siyaset, din ve tarih olmak üzere Yahudi çalışmalarının her yönü ile ilgili hakemli araştırma makaleleri yayınlamaktır. Amacımız, İsrail ve Yahudilik araştırmaları ile ilgilenen araştırmacılar için ulusal ve uluslararası dizinlerde yer alan etki faktörü yüksek bir dergi olarak başvuru kaynağı olabilmektir. Dergi, Tevrat döneminden günümüze kadar Yahudi çalışmalarının tüm yönleriyle ilgili bilginin gelişmesi için kıdemli akademisyenlerin yanı sıra genç bilim insanlarının çalışmaları da yayınlanacaktır. Din, tarih, siyaset, uluslararası ilişkiler, felsefe, ekonomi, edebiyat, sosyoloji, hukuk vb. geleneksel alanlardan güvenlik, çatışma çözümü, medya, kadın, insan hakları, kültür, Holokost, bölge/ alan çalışmaları gibi çağdaş alanlara kadar konularda alanlar arası ve çok alanlı yaklaşımları benimseyen ve teşvik eden araştırma makaleleri yayınlanacaktır.”


ŞALOM’DA BÖYLE HABERLEŞTİRİLDİ . KONUŞULANLAR DA DİKKAT ÇEKİYOR


Konferansa ilişkin ulaştığımız bilgilerde, konu başlıkları da dikkat çekiyor. Hukuk ve uluslararası kanunlara uymayan çete devleti İsrail’e yön verecek politikaların konuşulduğu konferansta, şu başlıklar yer aldı: “Arap Baharı Sonrasında İsrail’in Ulusal Güvenlik Politikasını Kavramsallaştırmak, Yahudiler ve Iraklı Kürtlerin İlişkileri, Yahudi Tarihi ve Yahudilik Eğitimi Üzerine Notlar, Yahudilikte Faiz Yasağının Etrafından Dolaşma, Türkiye-İsrail İlişkilerinde Yeni Rekabet: Türkiye’nin Kudüs’teki Etkisi, Türkiye’de Yabancı Dil Olarak İbrani Dili Eğitimi, Tarihten Günümüze Siyon Aşkı ve Siyonizm, Vatikan Konsili ve Katolik Yahudi İlişkileri. Yahudi ve Aristo Felsefesini Uzlaştırma Çabası: İbnMeymun (Maimonides) Ekseninde Bir İnceleme, Demir Çağı Yazılı ve Arkeolojik Kaynaklarında İsrail ve Yahuda Krallıkları, İsrail Tarih Ders Kitaplarının (1948-2000) Gözünden Filistin’deki Osmanlı Egemenliğinin Son Dönemlerinde Osmanlı-Yahudi İlişkileri, Türkiye Yahudilerinin Büyüyen Sorunları ve La Boz de Türkiye’nin Çözümü, Siyahi İbraniler’ ve ‘Arap Baharı Sonrasında İsrail’in Ulusal Güvenlik Politikasını Kavramsallaştırmak.”

Hukuk ve uluslararası kanunlara uymayan çete devleti İsrail’e yön verecek politikaların konuşulduğu konferansta, şu başlıklar dikkat çekti:

Arap Baharı Sonrasında İsrail’in Ulusal Güvenlik Politikasını Kavramsallaştırmak.

Yahudiler ve Iraklı Kürtlerin İlişkileri, Yahudi Tarihi ve Yahudilik Eğitimi Üzerine Notlar.

Yahudilikte Faiz Yasağının Etrafından Dolaşma.

Türkiye-İsrail İlişkilerinde Yeni Rekabet: Türkiye’nin Kudüs’teki Etkisi.

Türkiye’de Yabancı Dil Olarak İbrani Dili Eğitimi, Tarihten Günümüze Siyon Aşkı ve Siyonizm, Vatikan Konsili ve Katolik Yahudi İlişkileri.

Yahudi ve Aristo Felsefesini Uzlaştırma Çabası: İbnMeymun (Maimonides) Ekseninde Bir İnceleme, Demir Çağı Yazılı ve Arkeolojik Kaynaklarında İsrail ve Yahudi Krallıkları.

İsrail Tarih Ders Kitaplarının (1948-2000) Gözünden Filistin’deki Osmanlı Egemenliğinin Son Dönemlerinde Osmanlı-Yahudi İlişkileri


KONYA VE İSRAİL PİLOTLARI 

Türk halkının tepki gösterdiği
Konyada İsrail Pilotlarının eğitim görmesiyle ilgili  
Ve bu konuda daha önce yayınlanmış 
Eski iki haberi aşağıda tarih ve link adresleriyle yayınlıyoruz

BİRGUN.NET  07 - 02 - 2009 

 

 

https://www.birgun.net/haber-detay/genelkurmay-dogruladi-israilli-pilotlar-konya-da-egitim-aliyor-44658.html

 

Genelkurmay Başkanlığı, CHP lideri Deniz Baykal’ın İsrailli pilotların Konya’da eğitildiği şeklindeki sözlerini doğruladı. Türk Hava Kuvvetleri’nin 2001’den beri her yıl 3-4 dönem olmak üzere eğitim verdiği, bu eğitimlere ABD ve İsrailli pilotların katıldığı açıklandı

 

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın İsrail pilotlarının Konya’da eğitildiği şeklindeki sözleri Genelkurmay Başkanlığı tarafından doğrulandı. Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, Türk Hava Kuvvetleri’nin 2001’den beri her yıl 3-4 dönem olmak üzere eğitim verdiğini belirttti. Gürak bu eğitimlere ABD ve İsrail’li pilotlarında katıldığını ancak hiç bir ülkenin pilotuna özel eğitim verilmediğini söyledi.

 

Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nda haftalık basın bilgilendirme toplantısı yapıldı. 

TİMETURK  13 - 07 - 2016 

 

https://www.timeturk.com/israilli-pilotlar-yine-konya-da-egitilecek/haber-200082

 

Türkiye'nin İsrail ile yaptığı anlaşma sonrası, yer sıkıntısı nedeniyle eğitim uçuşlarını yapamayan İsrailli pilotların eskisi gibi yeniden Konya'da eğitim uçuşuna da başlayacağı belirtildi 

İsrailli pilotlar, Türkiye'ye gelerek Anadolu Kartalı Tatbikatı kapsamında yeniden uçuş eğitimi almaya başlayacak.

İsrail'in 2009'daki Gazze saldırıları nedeniyle tatbikatın uluslararası bölümü ertelenmiş, dolayısıyla İsrailli pilotlar Türkiye'ye gelememişti. 2010'da yaşanan Mavi Marmara kriziyle birlikte ipler tamamen kopmuştu.

İSRAİLLİ PİLOTLAR YENİDEN KONYA'DA EĞİTİM UÇUŞLARI YAPABİLECEK

Aktif Haber'in hükümete yakın kaynaklardan edindiği bilgiye göre, ilişkilerin tamir edilmesiyle önümüzdeki yıl düzenlenecek Anadolu Kartalı tatbikatında İsrailli pilotların büyük olasılıkla yer alacağı bildirildi.

İsrail'le Türkiye arasındaki gerilimin son bulması, askeri ilişkilere de yansıyacak. Türkiye ve İsrail özellikle 1990'lı yıllarda askeri ve istihbari konularda önemli birlikteliklere gitti.

Ankara ve Tel-Aviv 1994'te savunma işbirliği, iki yıl sonra ise askeri eğitim işbirliği anlaşması imzaladı. 28 Şubat sürecinde özellikle istihbarat paylaşımı zirve yaptı.

Mavi Marmara sonrası ise her şey değişti. Askeri projeler askıya alınırken, İsrail Anadolu Kartalı Tatbikatı'nın da dışında bırakıldı. Daha önce askeri eğitim alanında İsrailli savaş pilotları Konya'da düzenlenen Anadolu Kartalı tatbikatına her yıl katılıyordu.

23 BİN PERSONEL EĞİTİLDİ

Anadolu Kartalı Tatbikatı kapsamında bugüne kadar toplam 23 bin personele, 38 eğitim programı kapsamında bilgilendirme yapıldı. Anadolu Kartalı Eğitim Merkezi, dünyadaki 3 büyük taktik eğitim merkezinden biri.

Düzenlenen tatbikatların amacı, yerli ve yabancı pilotların eğitim seviyesini artırmak, genç pilotların harekatın başlangıçlarında kaybolmalarını, düşmelerini engellemek, uçak kayıplarını azaltmak, katılımcıların birbirleriyle ikili ilişkilerini geliştirmek olarak tanımlanıyor. 

Bu yılki tatbikata 67 uçak ve bin 200 personel katıldı. Haziran'daki tatbikata Türkiye başta olmak üzere Hollanda, İtalya, Pakistan, Suudi Arabistan ve NATO unsurları yer aldı

Konyada İsrailli Pilotların eğitim alması tepki toplamıştı
Ancak bu iki haberde eskidir ve şu an böyle bir özel eğitim verilmiyor 
Konyada yapılan " Yahudi Konferansı " isimli etkinlikte artık yoktur 
Konumuza kaldığımız yerden devam edelim 
Konya ve arka planda yahudiler israil ve siyonizm deyince
Aklımıza gelen soru şudur
Yahudilerin İsrailin ve Siyonistlerin
Konyaya olan ilgileri sempatileri nereden kaynaklanıyor
Tarihte Karaman ortodoksları  ile Konya vilayetinin
Bir ilişkisi varmıdır diye bir soru geliyor aklımıza
Ayrıca yine Karaman beyliği ile museviliğin bir ilişkisi varmıdır
Bizler vardır diye düşünmüyoruz
Ancak  
Aşağıda bu tür konularla ilgili bir döküman yayınlıyoruz
Okuyunuz 

KARAMAN ORTODOKSLARI 

https://www.beyaztarih.com/makale/anadolunun-ortodoks-toplulugu-karamanlilar


Bu yazıda Ortodoks Karamanlılar ve Karamanlıca ile ilgili bu konulara bir yolculuk yapacağız. Ortaya çıkışlarından Anadolu’yu terk etmek zorunda kaldıkları zamana kısa bir bakış atacağız. Bu insanların kökenleri üzerine bir düşünceye dalacak ve sonra kültürel kimliklerinin ne gibi özelliklerle ortaya konabileceğini göreceğiz. Yaşadıkları yerleri zihnimizde hayal edeceğiz. Tarihlerine kısa bir bakış attıktan sonra kitaplarını göreceğiz. Arkasından süreli yayınlarını ve son olarak da taşa yazdıkları yazılar ile büyüleneceğiz. İlk Türkçe roman tartışmasıyla ve çok dilli kitabeleriyle yarattıkları kültüre hayran olacağız



“Ben ne kralın hayatını, nede saltanat yıllarını yazmak
niyetindeyim; isteğim insan zihninin tarihini yazmaktır”

Voltaire1

Geçmişten günümüze tarih, genelde devlet kuran halklar üzerinde yoğunlaşmış ve tarih görüşü değişse de siyasal olmaktan kurtulamamıştır. Oysa hiç devlet-yönetim birimi oluşturmayan ve yaşamlarının çoğunda siyasal etkinlikleri olmayan halklar vardır. İşte Anadolu’da buna gösterilebilecek Ermeni harfli Türkçe ve Karamanlıca konuşan iki halk dikkatimizi çeker. Ne yazık ki bu halklar üzerine yapılan çalışmalar yok denecek kadar azdır. Yapılan çalışmaların çoğu köken tartışması içerir. Ortodoks Karamanlıları anlamaktan uzaktırlar. Bu insanların kökenleri neydi? Bu insanların kökenlerini bilebilir miyiz? Nasıl bir kültürel kimlikleri vardı? Nerelerde yaşarlardı? Hangi kaynakları kullanıyorlardı?

Bu Halka Neden Karamanlı Diyoruz   

16. Yüzyılda “Karamanlı” isimlendirmesi ilk defa seyyahlar tarafından kullanılmıştır. İstanbul’da bir mahallede yaşayan insanları “Caramanos” olarak adlandırmışlardır. Bu insanların Karaman’dan geldikleri için bu isimlendirmenin verildiği genel olarak düşünülür. Ortodoks Karamanlıların İç Anadolu’da yaşaması ve buranın zamanında Karamanoğulları Beyliği yönetimi altında olması nedeniyle Karamanlı ismini aldıkları görüşü kabul görmektedir. Gerçekten bu ismin onlara yaşadığı coğrafyadan dolayı verildiği kabul edilebilir. Osmanlı belgelerinde ise “Zımmiyan Karaman” veya “Karamanyan” olarak isimlendirildiği anlaşılmaktadır.2 Peki, bu insanlar kendini nasıl isimlendiriyordu? İşte burada Karamanlıca-Yunan Harfli Türkçe- yayınlar yardımımıza koşar. Bu kavramlar şöyle sıralanabilir3: “Hıristiyanlar”, “Hıristiyan Ortodokslar”, “Anadolu Hıristiyanları”, “Anadolu’nun Hıristiyan Ortodoksları”, “Anatolilarımız”, “Anadolu’lu Hemşehrilerimiz”, “Anatoli Hemşehrilerimiz”, “Anadoluluyuz”, “Anadolulu Rum”, “Anadolu Rumu”.

Genel olarak Karamanlı denilince halk arasında şehir(Karaman) ve beylik(Karamanoğulları) anlaşıldığı için “Ortodoks Karamanlılar” ifadesini kullanmayı tercih ediyoruz. Bu kavramdan anlaşılması gereken Anadolu’da yaşayan, Ortodoks mezhebinde olan, Türkçe konuşan ve Yunan harfleri ile Türkçe yazan halktır. Bu dile literatürde Karamanlıca denilmektedir. Ortodoks Karamanlılar kendi dilleri için ise “Yavan Türkçe”, “Sade Türkçe”, “Anadolu Lisanı” ve  “Anatolluca” demişlerdir.4

Köken Tartışmaları Ve Kimlikleri

"Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz

Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söyleriz

Öyle bir mahludi tarikatimiz vardır

Hurufumuz Yonanice Türkçe meram eyleriz" 5

Köken tartışmalarına geçmeden önce Ortodoks Karamanlı kimliğinin oluşmasındaki önemli üç olayı hatırlatmak isteriz. Bunlardan birincisi M.Ö. Birinci Binyılda Anadolu’ya Yunanlıların gelmesidir. Yunanlılar tarih süreci içerisinde kültürlerini Anadolu’ya yerleştirmeyi başarmışlardır. İkinci olay ise Ortadoğu merkez olmak üzere ortaya çıkan Hristiyanlık inancı ve Anadolu’ya yayılmasıdır. Hristiyanlıkta mezhep ayrılıkları sonucu Anadolu’da Ortodoks mezhebin hâkim olduğunu görüyoruz ve Yunan kültürü ile etkileşimine şahit oluyoruz. Üçüncü ve son halkamız ise Türklerin gelmesi ile beraber Türkçe’nin Anadolu’da varlık göstermesidir. İşte bu üç önemli olay kendisini bir araya getirerek Ortodoks Karamanlı halkında vücut bulmuştur.

Peki, bu halkın kökeni neydi? Yunan mı Türk mü? Bu köken tartışmasını üç başlıkta toplayabiliriz. Yunan olduğunu düşünenler,6 Türk olduğunu düşünenler ve Yunan ile Türk karışımı olduğunu düşünenler. Yunan mı, Türk mü yoksa melezler mi? Üç görüşte olasılık olarak karşımızda durmaktadır. Kaynaklar bu konuda bize karşı olabildiğince sessizdir. Kaynaklar bize karşı bu kadar sessizken bu konu hakkında sürekli fikir beyan edilmesinin açıklaması basittir. Siyasal amaçların kafalarda yarattığı karışıklıktır. Tarihsel siyasal amaçlar Ortodoks Karamanlı halkının köken tartışmalarını çıkmaza sokmuştur. Tarihte bazı şeyleri bilemiyoruz. Bilemeyeceğimiz bir olayı cebimize koyup yola devam etmemiz gerekir. Ne yazık ki, Ortodoks Karamanlı çalışmalarında bu olmamakta, sürekli kökenleri “ne sorusu” yöneltilmektedir. Oysa araştırmalar yoğunlaşmadan ve yeni kaynaklar ortaya çıkmadan köken tartışması asla son bulmayacaktır. 15. Yüzyıldan itibaren kaynaklardan bilgi edindiğimiz bu halk grubunun kimliksel özellikleri çıkarılabilir. Bu kimliksel özelliklerin en önemlileri şunlardır: Anadolu, Türkçe-Türk, Yunan, Hristiyanlık-Ortodoksluk.

Anadolu kimliklerinin bir parçası, çünkü Anadolu’da ortaya çıktılar, Anadolu’nun kültürlerini benimsediler. Anadolu’yu içselleştirdiler ve gitmek zorunda kaldıklarında çok üzüldüler. İoannis Kalfoğlu, Anadolu için “Bizler Anadoluluyuz, vatanımız da Anadolu yani Küçük Asya’dır7 diyerek duygularını aktarmaktadır. Kendilerini “Anadolulu” ve dillerini “Anadolu lisanı” demeleri ilgi çekicidir. Ortodoks Karamanlı aydınların Anadolu tarihini bir bütün olarak okumayı ve benimsemelerinin gerektiğini salık vermesi de kimliklerinde ne kadar önemli bir unsur olduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Türk kökenli oldukları için mi Türkçe konuşuyorlardı? Yoksa Yunan kökenliydiler ve Karaman Beyliğinin çıkardığı ferman ile Türkçe mi konuşmak zorunda kalmışlardı? Bilinmez ama Türkçe’nin hayatlarının bir parçası olduğunu görürüz. Sokakta, evde ve hatta kilisede Türkçe konuşulduğu anlaşılmaktadır. Türkçe kültürlerinin vazgeçilmez unsurlarından biri olmuştur. Yunan kökenli oldukları için mi? Yoksa İncil’in Yunanca olmasından mı? Bilinmez ama Türkçeyi Yunan harfleri ile yazmayı tercih etmişlerdir. Kitapları, gazeteleri, dergileri, kitabeleri, mezar taşları hep Yunan harfleri ile Türkçe yazılmışlardır. Duygularını Türkçe ifade ederlerken, kâğıda Yunan harfleri ile dökmüşlerdir. Ağıtlar yakmışlar ve bunları Yunan harfleri ile yazmışlardır. Türkçelerinin içinde Yunanca kelime azımsanamayacak kadar varlık göstermektedir. Bunun için Yunan ve Türk kültürünün etkisi de hemen göze batmaktadır.

Osmanlı’nın vatandaşları olan Ortodoks Karamanlılar, millet sistemi(Müslümanlar, Rumlar, Yahudiler ve Ermeniler için oluşturulmuştur) bağlamında Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlıydı. Yani inançsal ve duygusal olarak Ortodoks inancında olmaları yanında bu insanlar Osmanlı politika yaşantısında da Ortodoks olarak adlandırılmışlardır. Kendilerini isimlendirme şekillerinden birinin de “Hıristiyan Ortodokslar” olduğunu görmüştük. Toplumsal yaşantılarının yani kimliklerinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Ortodoks Karamanlıların kültürel kimliklerini bu dört unsur ile ifade etmek mümkündür.

Nerelerde Yaşadılar

Genel olarak İç Anadolu’da yaşadıklarını bildiğimiz Ortodoks Karamanlı halkın yaşadığı yerleri Karamanlıca-Yunan Harfli Türkçe- kaynaklardan anlıyoruz. Genel tabloyu göstermesi açısından küçük yerleşimler yerine şehirleri vermeyi yeterli görüyorum. Adana, Afyon, Aksaray, Ankara, Aydın, Denizli, Halep, Isparta, İstanbul, İznik,  Kastamonu, Kayseri, Kırşehir, Konya, Kütahya, Manisa, Nevşehir, Niğde, Samsun, Sivas, Trabzon, Tokat, Zonguldak, Yozgat ilk dikkatleri çekenlerdir.8 Burada unutulmaması gereken bu yerlerin tespitinde 19. Yüzyıl kaynaklarından faydalanılmıştır. Genel olarak İç Anadolu’da yaşayan halkın diğer birçok şehirlere göç ettiği 


KARAMANOĞULLARI 

https://www.turkcebilgi.com/karamano%C4%9Fullar%C4%B1_beyli%C4%9Fi

Konya'yı yani Türkiye Hakanlığı'nın sabık başkentini ellerinde tutan Karamanoğulları, Selçuklular'ın halefi olarak kendilerini takdim eylemişlerse de, Osmanoğulları'nın jeopolitik vaziyetinden, gazalarının yarattığı prestijden ve hükümdarlarının emsalsiz dehasından mütevellit bulunan rekabet ve üstünlüğü karşısında, bu iddiaları hayalden öteye gidememiştir. Anadolu Birliği'ni yapmak ve Türkiye Hakanlığı'nı yeniden inşa etmek istiyen Osmanoğulları'na en büyük güçlük çıkartanlar, Karamanoğulları'dır. Osmanlılar'ın şevket ve azametini zedelemek, mümkünse yıkmak için, Avrupa Hıristiyan devletleri ile bile ittifak akdetmişlerdir.

KARAMANOĞLULLARI   HANGİ MEZHEPTENDİ 

https://www.facebook.com/DunyaKaramanogullariBirligi/posts/114706898695508


Karamanoğulları ve Babailik Karamanoğulları Beyliği'nin kuruluş günlerinde liderlik yapan Nure Sufi'nin Anadolu'da Türkmenler arasında hızla yayılan Babailik mezhebine katıldığını ve şeyhlik yaptığından bir önceki bölümde söz etmiştik. Burada bir virgül koyup Babailik mezhebini hatırlayalım: Babailik, Baba İlyas ve talebesi Baba İshak Kefersudî'nin ortaya attığı bir Türk mezhebidir. Gerçekte ise bütün dinleri birleştirme iddiasıyla ortaya atılan bir dindir. Bütün dünyaya yayılarak genelleşmiştir. Şamanizm'den izler taşıyan bu Babailik mezhebi Anadolu Türkleri arasında taraftar bulmuştur. Babailer, Baba veya resul olarak andıkları Baba İshak'ın peygamber olduğuna inanırlardı.


https://forum.donanimhaber.com/candarogullari-ile-karamanogullari-beyliklerinin-bayraklari-ve-davut-yildizi--13758484

 
 KARAMANOĞULLARI  WİKİPEDİA 
 
 
Wikipedia'nın ingilizce sayfasında bu iki beyliğin bayrakları bu şekilde
Ayrıca Davut Yıldızı bloglarında da bu bayraklar geçiyor. 
bu bayraklara Catalan Atlas'ı kaynak olarak gösteriliyor. 
Catalan Atlas (1375) ise katalan yahudisi haritacı Abraham Cresques'e ait. 

 
 
 
http://en.wikipedia.org/wiki/Abraham_Cresques 

KARAMANOĞULLARI  BAYRAĞI 

http://en.wikipedia.org/wiki/Karamano%C4%9Flu 





Photo is courtesy of Wikipedia 
Flag of Karaman according to the Catalan Atlas, c. 1375. 
Karamanid Flag is very similar to the Israeli flag also in its color. 
Karaman is a province of central Turkey. 
It was the location of the Karamanid emirate
which came to an end in 1486 after 250 years. 


CANDAROĞULLARI BAYRAĞI  

http://en.wikipedia.org/wiki/Candaro%C4%9Flu 

 
 
 
 
 
 
  

Photo is courtesy of Wikipedia
Flag of Candaroğlu according to the Catalan Atlas c.1375 
The Candar Flag has a red hexagram in its center
Candar dynasty, also called Isfendiyar
had been a Turkmen dynasty ( c. 1290–1461 ) 
that ruled in the Kastamonu-Sinop region of northern Anatolia (now in Turkey). 
The dynasty took its name from Semseddin Yaman Candar
who served in the army of the Seljuq sultan Mas'ud II ( reigned 1283–98 ) 
and was awarded the Eflani region, west of Kastamonu, in return for his services

Karamanoğlu beyliği deyince aklımıza gelen bir başka soru şudur
Karaman ile Karaimlerin
Karatay ile Karayların tarihten gelen bir ilişkisi varmıdır
Bizler vardır diye düşünmüyoruz
Aşağıda Karaim Karaylar ve Osmanlı Yahudileri ile ilgili yazılar yayınlıyoruz okuyunuz


KARAİM WİKİPEDİA 

https://tr.wikipedia.org/wiki/Karaim

Karaim ya da Karayit bir Yahudi mezhebidir. Karaim terimi İbranice Ba'alei ha-Mikra (yazıtların halkı) eşanlamı ile bilinir. Karaimler, Yahudilerin ana din kitabı olan Tora Yazıtları'ndan başka bir kaynak tanımaz, sözel kuralları kendi inancı için bağlayıcı bulmazlar. Yahudiliğin diğer kutsal kitabı olan, ancak sözel gelenek ve kuralların bir derlemesini oluşturan Talmud, Karaimlerce tanınmamaktadır. Tek kaynakları Tevrat olduğundan bazı dinî bayramları farklı biçimde kutlarlar. Bir takım dinî gelenek ve göreneklere özellikle uymadıklarını belirtmelerinden dolayı diğer Yahudilerce ayrıksı bir mezhep olarak görülür 

Tarihçe

8. yüzyıl'da Irak'ta doğan ve Tanah'ı dini hükümlerin yegane kaynağı kabul eden Yahudi mezhebidir. Mezhebin İbranice ismi olan Kara'im (okuyanlar) okumak anlamındaki kara kökünden türediği ve müntesiplerinin Tanah'ı (Ahd-ı Atik) çok okuduklarını belirtmektedir. Ayrıca kelimenin kökünde davet etmek manasının da bulunduğu ve Kara'im isminin davet ediciler anlamına geldiği de ileri sürülmektedir. Müntesiplerine kutsal metinlerin çocukları manasında Benei Mikra, Ba'ale Mikra isimlerini de verilmiştir. Kara'im ismi Arapça'da Karrai, Karra'un, Kuman-Kıpçak Türkçesinde Karaylar, Batı dillerinde Karaite, Caraime gibi kelimelerle karşılanmıştır.

Mezhebin doğmasında bir takım dini siyasi ve içtimai sebepler etkili olmuştur. Irak bölgesinin İran ve Bizans'ın etki alanından çıkmasıyla mabedin yeniden inşası ve Kudüs'e dönüş gibi Mesihi beklentiler hayal kırıklığına dönüşmüştür. Sosyal ve ekonomik problemler yaşayan bölgedeki Yahudi topluluğu, kendilerini Abbasi halifesine karşı temsil eden cemaat başkanlığının ve Talmud akademilerindeki alimlerin tavırlarından rahatsız olmuşlardır. Abbasilerin Irak'ın kuzeydoğusundaki dağlık bölgeleri iskana açmasıyla Yahudiler farklı mülteci etnik unsurlarla bir arada yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu hususların, geleneksek Yahudiliğe karşı Anan ben Davidtarafından sadece yazılı Tevrat'ın dinde kaynak olduğunu savunan bir yapılanmanın ortaya çıkmasına yol açtığı ifade edilmektedir.

Rabbani kaynaklarına göre 8.yüzyılın ikinci yarısında Irak'taki Yahudi toplumunun başkanı İshak Harkavi'nin ölümü üzerine Talmud akademisinin ileri gelenleri cemaat başkanlığı için, yaşça büyük ve daha bilgili olmasına rağmen Anan'ı değil mütevazı bir kişiliğe sahip olan kardeşi Hananiya'yı tercih etmişlerdir. İtirazı üzerine Abbasi halifesi tarafından hapse atılan Anan, kendisini Halifeye affettirdikten sonra Talmudçu geleneğe karşı kendi din anlayışını belirlemeye ve taraftar toplamaya başlamıştır. Rabbaniler'in bu iddiasına karşılık Kaufman Kofler, Karailiğin sadece şahsi ihtiraslar sonucu ortaya çıkmış bir muhalefet hareketi olarak görülmesinin doğru olmadığını, Talmudçuluğa karşı gelişen tabi bir reaksiyon olarak kabul edilmesini belirtmiş, bu mezhebin Tanah'ın yegane dini otorite oluşuna vurgu yaparak Yahudilik tarihinde kutsal metne yönelik, çalışmalara ivme kazandırdığına da dikkat çekmiştir. Rabbani anlayışına muhalefet eden daha önceki mezheplerden etkilendiğini söyleyen bu yeni hareket, 8. yüzyılda Müslümanların hakim olduğu coğrafyada önce Ananniye adıyla ortaya çıkmış, 9. yüzyılın ilk yarısında ise Karaim ismini almıştır.

Karai kaynaklarına göre Anan, Rabbani anlayışına karşı faaliyetlerine başlayınca baskı ve işkenceye maruz kaldığından Halife Mansur'un izniyle Bağdat'tan ayrılarak Kudüs'e yerleşti. Taraftarlarından bazıları FilistinSuriyeMısırBizansİranErmenistan ve Kafkasya'ya dağılarak bu yeni hareketin propagandasını yaptı. Anan'dan sonra 9. yüzyılda yetişen güçlü şahsiyetler kendi aralarında ayrılığa düşmekle onun hareketini bir mezhep haline dönüştürdüler. Karaylığın ilk filizlendiği yerler İran, Ermenistan ve Kafkasya bölgeleridir. 9. yüzyılda yaşayan ve Karay adını ilk defa kullanan Benjamin en-Nihavendi ve öğrencisi Daniel el-Kumusi İran Karaylarının yetiştirdiği önemli şahsiyetlerdendir.

Kudüs, Filistin ve Suriye bölgelerinde Karaylık 9. yüzyıla kadar yayılmaya devam etti. Suriye'deki Karayların bir kısmı 10. yüzyıldan itibaren Bizans topraklarına göçtü. 1099 yılında Haçlılar Kudüs'ü işgal ettiklerinde Rabbani Yahudilere yaptıkları zulmü Karaylara da uyguladılar, bunun üzerine cemaatin büyük bir kısmı Mısır'a ve Kuzey Afrika'nın diğer bölgelerine doğru ilerledi. 11. yüzyılda Karaylığı benimseyen bir Yahudinin gayretiyle Karaylık İspanya'da yayıldı, ancak 12. yüzyılda İspanyolların baskılarıyla Karaylar bölgeyi terk etti.

Bizans Karaylığının aslını Irak, Filistin ve Suriye'den 9. yüzyılda başlayan ve 10. yüzyılda yoğunlaşan göçler oluşturmuş, zamanla onlar yerli Rum unsurlara da katılmıştır. İstanbul Osmanlıların eline geçince Karaylık için önemli bir merkez haline gelmiş ve Edirne, Kocaeli, Kırım gibi bölgelerden göçler gelmiştir. 11. yüzyılın sonlarında başlayan, 12. yüzyılı da kapsayan dönemde Bizanslı Karaylar Kudüs'e gidip Arapça ve İbranice öğrenerek Arapça Karay kaynaklarını İbraniceye tercüme etmişlerdir. Aynı dönemde yaşayan ve Karaylığın esasları belirlemeye çalışan ilk alim olduğu kaydedilen Yehuda ben Eliyahu Haddasi'nin Ekol ha-Kofer adlı eseri Karaylığın önemli ansiklopedik kaynaklarından biridir.

Özellikle 15. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kırım Karaylarından İstanbul Karaim cemaatine sürekli katılmalar olduğu gibi Balkan Karaylığı da daha çok Kırım'dan takviye edilmiştir. Ayrıca Macaristan'daki Kabar Türkleri de zamanla Trakya cematlerine katılmışlardır. Kırım'dan İstanbul'a göç eden Aron ben Yosef (ö. 1320) adlı Karay alimi Sefer Mihbar adlı tefsiriyle tanınmıştır. Karayların İbn Meymun'u olarak adlandırılan Aron ben Eliyahu (ö. 1369) Mutezile ve Aristo felsefesiyle beslenen teolojik görüşlerini yansıttığı Gan Eden ve Keter Torah adlı tefsiriyle dikkat çekmiştir.

Bizans Karaylığının temellerini Yahudi göçmenlerle yerli Rumlar oluşturmuşsa da zamanla Kuman ve Kabar unsurların ağırlıklı olduğu Balkan Karaylığı ve Kırım Karayları İstanbul'da Eminönü, Karaköy ve Hasköy'ün yanı sıra Fener, Balat ve Üsküdar'da cemaatler halinde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Zamanla küçülerek toplu halde Hasköy'de yaşarken 1918 yangınından sonra şehrin muhtelif semtlerine dağılmışlardır.

Kuzey ve Güney Rusya Karaylarına gelince Hazarlar'ın Karaylığı kabul etmesini 8. yüzyıl ortalarında Bizans'tan sürülen Yahudi göçmenlerin sağladığı ve 10. yüzyılda Bizans'tan Hazar ülkesine göçlerin gerçekleştirildiği, dolayısıyla güney Rusya ve Kırım'da Karaylığın 8. yüzyıl ile 10. yüzyıllar arasında girmiş olabileceği ileri sürülmüştür. Öte yandan Hazar Hakanı Bulan'a Karaylığı kabul ettiren İshak Sangari'nin önce Hazar ülkesinde faaliyet gösterdiği, ardından Kırım'a geçerek oraya yerleştiği belirtilmektedir. Karaylık Hazar ülkesinde ve Kırım'da muhtemelen aynı anda yayılmıştır. 14. asırda da Litvanya ve Polonya'ya göç etmiş, bugünkü Doğu Avrupa Karay cemaatinin temellerini atmıştır.

10 ila 12. yüzyıllar arası altın çağını yaşayan Karaylık Haçlı Seferlerinden sonra zayıflamaya başlamıştır. Rusya'da Yahudiler üzerinde yoğunlaşan baskılar, Karaylara yansımış, özellikle 1927 Bolşevik ihtilalinin ardından Kırım, Litvanya ve Polonya'da yaşayan Karaylar Amerika, Orta ve Batı Avrupa ülkelerine gitmek zorunda kalmışlardır. II. Dünya Savaşı sırasında çok sayıda Karay Türk'ünün başta Sibirya olmak üzere Sovyetler Birliğinin çeşitli bölgelerine sürüldüğü bilinmektedir.

Günümüzde Irak, İran , Suriye , Kuzey Afrika , İspanya, Hindistan, Çin ve Mançurya gibi ülkelerde Karay cemaatleri kalmamıştır. İstanbul'da yaklaşık yüz kişilik cemaat dışında Anadolu ve Trakya'da da Karay bulunmamaktadır. İsrail ve Kahire'de Karaylar küçük cemaatler halinde varlıklarını sürdürürlerken 1948'deki savaştan sonra Mısır'dakilerin çoğunluğu İsrail'e geçmiş, bir kısmı Avrupa ve Amerika'ya göç etmiştir. Toplam nüfusları kesin olarak bilinmemekle birlikte 1000'li rakamlarla ifade edilen Karayların büyük çoğunluğu günümüzde eski Sovyetler Birliği topraklarında ve Polonya'da yaşamaktadırlar

İstanbul'da Karaimler



 
Hasköy'de Karaim sinagogu

Bugün İstanbul'da az sayıda Karaim yaşamaktadır. Şehirde Doğu Roma döneminden beri bir Karaim nüfusu olmuştur. Hasköy'de Doğu Roma döneminden kalma Karaim Sinagogu (Kal Ha Kadoş Be Kuşta Bene Mikra) adında bir sinagogları vardır. Bu sinagog 1536'da büyük bir onarımdan geçmiş, ancak 1774 yangınından sonra 1800'de yeniden inşa edilmiştir. Bu sinagog, cemaatinin azlığından dolayı ancak bayramlarda ve özel günlerde açılmaktadır.[1]

KARAYLAR 

https://tr.wikipedia.org/wiki/Karaylar

 
 
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
 
Trakai Adası Kalesi
Qaraylar.jpg
 

Karaylar, (ya da İbranice çoğulu Karaim), Beyaz RusyaLitvanyaKırım, batı UkraynaPolonyaABDRusyaDağıstanTürkiyeİsrail ile Romanya’da bulunan Musevi Türk topluluğu.

Bu topluluktan pek çok Türkolog yetişmiştir. Seraya Şapşal, Firkoviç, Gabay bunlardan bazılarıdır. Türkiye'de Karaylar hakkında yayınlanan en geniş kapsamlı eser Erdoğan Altınkaynak'ın 'Tozlu Zaman Perdesinde Kırım Karayları' adlı kitaptır. (SOTA Yayınları; Haarlem, 2006, 19,5 x 24 cm., 241 sayfa, Türkçe, ISBN 90-807403-9-X) Kırım Karayları'nı araştıran Erdoğan Altınkaynak bu çalışmasında, Karay halkının soyunu, göç hareketlerini, dini inanışlarını, sosyo-ekonomik tablosunu, günlük yaşam akışını, masallarını örnekleriyle vermiştir. Karaizm Museviliğin bir mezhebidir. Museviligin 10 Emir kurallarıyla Gök Tengri dininin sentezi gibidir. Karayların merkezi Kırım olup, Hazar kağanlığının bakiyeleridirler. Kırım'daki Çift-Kale ata yurtları sayılır. Bu Çift-Kale'nin yanında bulunan Balta-Tiymez (Balta değmez, dokunamaz) onların kutsal saydıkları meşeleri bulunan tarihi mezarlıklarıdır. Bahçesaray yakınlarındaki bu merkezden dünyanın çeşitli yerlerine dağılmışlardır. LitvanyaPolonya ve Azerbaycan'a buradan göçmüşlerdir. Karay Türkçesinin Kırım, Trakay ve Galiç olmak üzere 3 ağzı vardır. Kırım özerk cumhuriyetinin Kezlev adlı şehrinde (Ruslar burayı işgal ettikten sonra Yevpatorya diye değiştirmişlerdir.) ibadet merkezleri vardır. İbadethanelerine Kenasa derler. İbadet dilleri Türkçedir. Beni İsrail oğullarıyla (yahudilerle) mezhep çatışmasından dolayı anlaşamazlar.

Şimdiki Başkanları Vladimir Örmeli'dir. Dini liderleri Davut Yel olup Kiev'de ikamet etmektedir

Karaylar her sene Kırım'da toplanırlar

Etimoloji

Karaim kelimesinin kökeni hakkında pek çok görüş ortaya atılmıştır. Karay kelimesinin İbranice'de okumak anlamına gelen "Karai"den gelmektedir. Sâdece yazılı Tora'yı, Eski Ahit'i otorite kabul ettiklerini ve genel Yahudi kitlenin benimsedikleri diğer Tevrat yorumlarını gözönüne almadıklarını imâ eden bir ifade olduğu da söylenmiştir. İbranice'de çoğul takısı "im" getirilerek Karaim şeklinde telaffuz edilir.

Bir diğer görüşe göre 10. yüzyılda Bizans'tan sürgün olarak Hazar ülkesine sürgüne giden ve Museviliğin Karai mezhebine bağlı olan insanlar, Hazar Devleti sınırları içinde kalan Kırım topraklarına yerleştirildiler. Hazar hakanının Musevi inancını kabul etmesiyle, Karai mezhebi, Kırım'da yaşayan Türkler arasında da yayılmaya başladı. Bu inancı kabul eden Türk toplulukları, ilerleyen yıllarda 'Karaim' adıyla anılmaya başlandılar.

Geçmişleri


Litvanya’nın Trakai kentinde bir Knessa.
 
Litvanya’nın başkenti Vilnüs'deki bir Knessa.

Kökenlerinin Türklerin Hazar boyuna dayandığı düşünülen Karaylar'ın bugün en kalabalık yaşadıkları ülke olan Litvanya’daki geçmişleri 14. yüzyılın sonlarına dayanır.

1397 ile 1398 yıllarında Karadeniz kıyılarına giden Büyük Litvanya dükü Vytautas (Litvanyaca: Vytautas DidysisLatinceAlexander VitoldusLehçeWitold), buradan ülkesine Müslüman ve Musevi Kırım Tatarı göçmenlerle döndü. Çoğunluğu müslüman olan bu göçmenlerin arasında bulunan 380 Musevi, Karay ailesinden 300 kişi Vytautas’in Trakai’deki sarayına yerleştirildi. Litvanya’daki Karaylar’ın sayısı zamanla artarak 5 000 kişiyi buldu. Karay'lar saraya giden yol boyunca ağaçtan yapılmış ahşap evlerde yaşarlar, dini ayinlerini Knessa denilen sinagoglarda yaparlar.

Bugün Litvanya’da yaşayan Karaylar’ın sayısı yıllar içinde kuşaktan kuşağa azalarak Litvanya’ya gelişlerinin 600. yılının kutlandığı yıl olan 1997’deki sayıma göre 257’ye düşmüştür. Bunlardan 138’i başkent Vilnius’da, 65’i Trakai’de(okunuşu Trakei), gerisi de daha az sayılarda ülkenin öteki bölgelerinde yaşarlar.

İstanbul Koç Üniversitesi'nde görevli Doç. Dr. Timur Kocaoğlu çok önemli bir duyuruda bulunuyor:

"Bugün Türk konuşma ve yazı dillerinden biri olan Karaimce yok olmak üzeredir. Rusya, Ukrayna ve Litvanya'da yaşayan Karaimların sayısı 2200 kişi kadardır ve bunların ancak çok az bir bölümü, belki 100 kişi anadilini konuşabilmekte ve daha az bir kısmı yazabilmektedir. Litvanya'da Trakai bölgesinde yaşayan Karaylar (yani Karay Türkleri) bir Litvanya bankasında dillerinde ders kitapları bastırmak ve knessa dedikleri sinagoglarını tamir etmek için maddi yardım sormaktalar. Bu Karaim konuşma ve yazı dilini kurtarma çabalarına biz de katkıda bulunarak, sosyo-politik bir olguyu hızlandırabiliriz."[1]

Karay Dili

Karayların konuştuğu dil Kıpçak Türkçesi grubuna dahildir. Karay kültüründeki Kıpçak Türk karakteri Güney Rusya'da Kıpçak stepleri denilen bölgede yaşayan Karayların atalarının Türkçe konuşan diğer halklarla karışmış olabileceğini akla getirmektedir.

Günümüzde küçük bir topluluk olan Karayların dilini yeryüzünde konuşanların sayısının 5000 dolayında olduğu sanılır.

Karay dilinin, KaraçayKırım TatarcasıNogay gibi öteki Kıpçak Türkçe lehçeleri ile birçok ortak özelliği vardir. Bu lehçeleri konuşan topluluklar dil dışında ortak gelenekler, öyküler, masallar, koşuklar, yemek adları gibi özellikleri de paylaşırlar.

Karaylar ibadetlerinde Karay Türkçesi konuşurlar. Karay Türkçesinin Troki (Trakay), Kırım ve Haliç-Lutsk şeklinde üç ağzı bulunmaktadır.

Karay dili kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan dillerden biridir. Karayca konuşanların sayısı ise 5000 kişiden az kalmıştır.[2]

Bugün Litvanya’da Karay dilini günlük konuşmada kullananların sayısı 50’yi geçmez. Bu sayı Ukrayna’da sekizdir. Polonya Karayları iletişim için artık bu dili kullanmasalar da, aralarında zor da olsa bu dili konuşabilenler bulunur. Kırım’da bugün yok olmuş olan Karay dilini, son yıllarda gençler arasında kitaplardan ögrenerek yaşatmaya çalışanlar vardır.

Litvanya’da bugün Karay dili yalnızca pazar günleri okullarda öğretilir ve 1988’de kurulan "Litvanya Karay Kültür Derneği"nce desteklenir. Ayrıca Karay topluluğu, gençleri ulusal ekinleri ve geçmişleri ile yakınlaştırmak için her yıl gençlik ve kültür bayramı düzenler

OSMANLI  YAHUDİLERİ
http://www.hurriyetdailynews.com/the-jews-and-anatolia-2500-years-of-history-75833
 
 
Osmanlı Türkleri, 13. yüzyılda iktidara yükselmeye başladıkça, Yahudilerle biraz temasa geçerlerdi. Konya, Bursa ve Balkanlar'da yaşayan aileler ve sinagoglar da vardı. 1326'dan itibaren Osmanlı'nın ilk büyük başkentidir ( Bursa 
1326 – 1365 ) 
8ve daha sonra Osmanlı Türkleri 1365'te fethettikten sonra Edirne'de başkentlerini kurmuşlardır. Osmanlı başkenti İstanbul'a taşındıktan sonra bile Edirne'de büyük bir Yahudi nüfusu kalmıştır. On sekiz sinagog 1907'de bir yangında yanmıştı. Bunları değiştirmek için çok büyük bir sinagog inşa edildi ve şu anda restorasyondan geçiyor.

Osmanlı fethi sırasında Konstantinopolis'te kaç Yahudi yaşıyordu, ama muhtemelen kuşatma ve yakalamadan önce ayrılmak zorunda kalanlar kalmıştı. Geri dönmelerini teşvik etmek için, Fatih Sultan Mehmed'in Yunanistan'ın Makedonya bölgesinde Kastoria'dan transfer edilen 100 yoksul ailesi vardı. Aynı zamanda, Bursa'daki hahambaşı (rabbi) ismini, aynı zamanda Rum Ortodoks Kilisesi'nin işlerine bakmak için bir patrik atamış olduğu gibi, İstanbul'daki Yahudi cemaati tarafından görevlendirildi. Bildirisinde, padişah, Yahudilere, Tanrı'nın, İbrahim'in ve Yakup'un Peygamberler soyundan gelenlere bakmaları için yemek yemeye ve onları koruma altına aldıklarını görmek için ona emrettiğini söyledi.

Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Yahudilerin sayısı, İspanya yöneticileri 1492'de yaklaşık 150.000'i ihraç ettikten sonra önemli ölçüde artmıştır. Bazıları Avrupa'daki başka yerlerden kaçarken, birçoğu Sultan II. Bayezid tarafından iyi karşılandığı Osmanlı topraklarına gelmeyi seçmiştir. Onların değeri.  

Stanford J. Shaw, “Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye Tarihi” ile ilgili olarak “Yahudilere, statüleri belirgin bir şekilde geliştiğinden çok fazla özerkliğe izin verildi ve Hıristiyan zamanında, İspanya'dan Osmanlı İmparatorluğu'na çok sayıda Yahudi göç etti. Reconquista ve aynı zamanda Polonya, Avusturya ve Bohemya'daki zulümden, onlara sermaye ve diğer yetenekler de getiriyor. Kısa bir süre sonra gelişti ve on altıncı yüzyılın sultanları arasında kayda değer bir iyilik ve etki kazandı. ”

Topluluk, Eminönü'ne kadar yayılmış olmasına rağmen Haliç'te Balat merkezliydi. Yüksekliğinde muhtemelen yaklaşık 50.000 üye ve 44 sinagog vardı. 17. yüzyıl seyahat yazarı Evliya Çelebi, Yahudilerin takı, tıp, tekstil, peynir yapımı, bankacılık ve tavernalar gibi faaliyetlerde bulunduğu işi anlatıyor. Örneğin Mehmed'in doktoru Jacopo de Gaeta aslen Yahudi idi ama paşa'nın rütbesine yükselen İslam'a dönüştü. İlk basımevi 1493'te Osmanlı İmparatorluğu'ndaki iki Yahudi kardeş tarafından kuruldu. Portekiz asıllı olan Joseph Nasi, 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman ve ardılı II. Selim'in diplomatik alanında son derece etkili pozisyonlara ulaştı.

Bununla birlikte, giyebilecekleri ve silah taşıyamayacakları ya da orduda hizmet edemediği kıyafet türleri gibi belirli kısıtlamalar vardı. 1839'da Gülhane'nin Fermanlığı ilan edildikten sonra, imparatorluğun tüm vatandaşları eşit kabul edildi. Türkiye Yahudileri, nüfuzları 19. yüzyılda ve 20. yüzyılda yavaş yavaş azalsa da, aktif bir kamusal yaşam sürdürdü. Yedi Yahudi, 1877-78 ve 1908 yıllarında ilk ve ikinci parlamento üyeleriydi, 1920'de Büyük Millet Meclisi'nde sekiz kişi vardı. Hatta Birinci Dünya Savaşı'nda savaşmak için kendi tugaylarını kurdular


KARAİM VE KARAYLAR

https://bpakman.wordpress.com/2014/07/19/karaykaraim-turkleri/

Karay İbranicede “okuma bilen, okuyan” anlamına gelir. Tevrat’tan sonraki dönemde hahamların geliştirdikleri hukuk ve tefsirlere göre yazdıkları ve Tevrat’a ekledikleri Kudüs ve Babil Talmut’unu tanımamaları, sadece Tevrat’a bağlı kalmalarından dolayı Karaylar” yani “Tevrat’ı okuyanlar” adını alarak ayrı bir cemaat oluşturmuşlardır. Temel olarak “On Emir” i esas alıyorlar. Diğer Musevilerden bu ve diğer bakımlardan çok farklıdırlar. İbadetlerini ”Kenesa” (Knesa-Kenessa, Kinessa) adı verilen ibadethanelerinde yaparlar. Ayinlerinde ey İsrailoğlu demez, Ay Karayoğlu derler. İbadetlerinde Karay Türkçesi konuşurlar. Allah’ın adına Yehova yerine “Tengri” veya “Alla” derler. İbadethaneleri Kenesalarına ayakkabılarını çıkararak girerler. Abdeste benzer şekilde ellerini yüzlerini yıkarlar, ellerini açarak dua ederler ve yüz sıvazlarlar. Kendilerine özgü kıyam, rüku ve secdeden oluşan bir tür namaz kılarlar. Ayakta ve yerde oturarak dua ederler. Ayrıca Hz. İsa ve Hz. Muhammed’i peygamber olarak kabul ediyorlar. Kırım’da bulunan “Baltatiymez” (balta değmemiş) mezarlığın da eski Türk dini Şamanizme benzeyen unsurlar bulunuyor

http://bugraderci.blogspot.com/2016/10/musevi-karay-turkleri.html


Karaylık, Yahudilikten kaynaklanan ve hahamlık geleneğinin, özellikle Mişna ve Talmud’da derlenen sözlü yasanın bağlayıcı niteliğine itiraz ederek, yalnızca yazılı yasa olan Tora’nın buyruğunu kabul eden ve 8. yüzyılda  Babil’de din adamlarıyla yaşadığı siyasal bir çelişme ve dışlanmadan ötürü Sefer-a Mizvot’un yazarı Anan Ben David’in başlattığı bir akımdır.

http://www.salom.com.tr/haber-95894-karaylar_ve__hazar_turku__yahudileri.html

Bu akım, bu dönemde Irak, İran ve Filistin Yahudileri  arasında süratle yayıldı ve İstanbul yolu ile Avrupa’ya geçti. Karayların dinsel uygulamaları sadece Tora’dan esinlenir. Karaylar Talmud’dan türeyen Alaha’yı (şeriatı) tanımazlar. Örneğin Tora sonrası döneme ait Hanuka Bayramını kutlamazlar, Rabanut’un (din bilgelerinin) tefilin, mezuza, evlenme, boşanma ile ilgili emirlerini uygulamazlar. Ayrıca Rabanut dini takvimiyle farklılıklar müşahede edilir, bayramlarda farklılıklar vardır; Roş Aşana’da Şofar çalınmaz. Sukot’ta dört çeşit bitki uygulaması yoktur. Karayların sinagoglarında sandalye yoktur ve içeriye girmeden ayakkabılar çıkartılır. Sinagogları da David’in bir mezmuruna istinaden yer altındadır.

Hazarların bir kolu  ve bir Türk  boyu olan Karaim  ve Karaitler, Uzlar ve Kıpçakların önünden kaçan Peçenek saldırıları karşısında Kırım’a yerleştiler ve 8. yüzyılda Hazarların resmi dini Yahudilik olunca, Yahudilerin Talmud’u reddeden Karay mezhebini benimseyerek, kendilerine ‘Karaylar’ adını yakıştırdılar. 1016’da başlayan Rus baskısı nedeniyle Litvanya ve Polonya ovalarına göçtüler. Kırım’da kalan Karaylarla Talmud’u benimseyen ‘Kırımçaklar’, yakın tarihlere kadar beraberce yaşadılar. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türk kökenli Yahudilerin Sibirya’ya sürülüp sürülmediği belli değil. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında da İstanbul’a da bir kısım Kırım Yahudi’sinin göç ettiği bilinmekte. Kaldı ki Galante, değişik isimli sinagogları; Kırım’dan göç eden ve Türkçe konuşan Karaylar ile Bizans’tan beri aynı topraklarda yaşamlarını sürdüren ve Rumca konuşan  Karayları ayrı ayrı  sinagoglara devam etmeleri ihtimaline bağlar.

1172’de İstanbul’u ziyaret eden ünlü seyyah Tudelalı Benjamen, bu kentte 500 kadar Karay’ın yaşadığını yazar. Fatih Vakfiyelerinden anlaşılacağı gibi, Karayların yerleşim yeri Balıkpazarı, Balat, Edirnekapı ve Galata yani Karaköy idi. Bir iddiaya göre bu semtin adı ‘Karay Köyü’ idi. Bahçekapı’da oturan Karayların sinagogu, Arpacılar Caddesinde idi.1597’de Yeni Camii’nin inşaatına Karayların arsası üzerinde başlanmış ve Karaylara her yıl  hazineden kira ödenmiş, ayrıca Karay Yahudilerine Hasköy’de evler verilmişti. Tarihçi  Rozanes 17. yüzyılda İstanbul’u ziyaret eden yabancı gezginlerin Balat ve özellikle Hasköy’de Karaylara rastlamış olduğunu belirtir. Bizans’tan beri mevcut olduğu rivayet edilen Hasköy’deki ‘Kal a Kadoş Be Kuşta Bene Mikra’ yeraltı sinagogu, 1729’da yanmış,1774’te Kırım Karaylarının yardımı ile onarılmıştı. Karayların Mezarlığı da Hasköy Mezarlığının özel olarak ayrılmış bölümündedir.

İstanbul Karayları İspanya’dan gelen Yahudilerden önce Bizans zamanında intikal etmişler, her zaman diğerlerinden ayrı yaşamışlar, dini ve sosyal yönden Yahudi toplumuna katılmamışlardı.

Karaylar 19. yüzyılın sonlarına dek devlet tarafından ayrıca bir cemaat  olarak görülmemekte olup, Hahambaşılık bünyesinde mütalaa ediliyordu.

1895’te özerk bir yönetime kavuştu


İstanbul’a Karay Göçü

18. yüzyılda Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi üzerine İstanbul’a bir Karay göçü olmuştu fakat sayıları ancak yüzlerle ifade edilmişti. Günümüzde ise ancak 30-40 kişi kaldılar.

Aslında Karaylar kendilerini Semitik kökenli değil, Türk Yahudi’si olarak tanımlarlar. Rumca konuşanları da vardır. Ayrıca ‘İlya’ gibi Rus çağrışımı olan isimleri de taşırlar. Karaylar ile Hahambaşılığın dinsel itikadına bağlı Yahudiler arasındaki evliliklerin  dinen icra edilmesi geçmişte olduğu gibi halen mümkün olmamakta ve sorunlar yaratmakta. İspanya Yahudilerinden Yosef Caro’nun 16. yüzyılda İstanbul’da derlediği Rabinik Yahudi dinsel kodeksi olan Şulhan Aruh’ta kabul edildiği gibi (Even Haezer:37) Karayların diğer Yahudilerle evlenmesi onaylanmamakta. Bu konudaki tez şudur: Yüzyıllardan beri Karay dini heyetlerinin verdiği ‘getler’ (boşanma ilanları) Rabanut tarafından geçersiz addedilmişti. Çünkü Rabanik heyetler, Karayları Yahudi olarak kabul etseler de, dinsel itikatların değişikliği nedeniyle, idari mercilerini ve kayıtlarını dikkate alamamaktaydılar. Bu durumdan kadınlar ‘evli’ ve evliliklerinden doğan çocuklar da ‘gayrimeşru’ olabilirdi. Bir gayrimeşru Yahudi ile bir Yahudi’nin evliliği dinen yasak olduğundan dini heyet Rabanut, bir gayrimeşru Yahudi (mamzer) ile bir Yahudi’nin evliliği icra etme riskine giremez ve Karaylarla evliliği icra edemez. Ancak  Radbaz (1479-1573, Safed) gibi din bilgeleri bu topluluğun bu şekilde yalıtılmasına karşı çıkmışlardı. Bu tartışmalar günümüzde de sürmekte. Günümüzde böyle bir durumla karşılaşan çiftler artık gerekli formaliteleri tamamladıktan sonra İsrail’de dinen evlenebilmekte

Hazar Türkleri

Ender rastlanan bir diğer Yahudi soyu da Hazar Türk kökenlilerdir.Türkiye’de Cumhuriyet’in ilan edilmesinden kısa bir süre sonra Kırım’ın Kerş kentinden göç eden örneğin Lombrosdar, bu ismi Kırım’a gelen İtalyan tüccarlarından almışsa da asıl soyları ‘Bulan Han’dır ve 720 -996 yılları arasında yaşayan ve bir kısmı Yahudi dinini kabul eden Hazar Krallığı’nın  soyundandırlar; Lombroso adını da kendilerini Kırım’a kadar sürükleyen Rus, Tatar, Ukraynalı gibi uluslara karşı bir kamuflaj olarak benimsemişlerdi.

Hazarların bir kolu ve bir Türk boyu olan Karaim veya Karaitler, Uzlar ve Kıpçakçıların önünden kaçan Peçenek saldırıları karşısında Kırım’a yerleştiler. 8. yüzyılda Hazarların resmi dini Musevilik olmuştu. Nitekim Hazar kağanları şu adları taşıyordu; Bulan (620,630), Ubaca, Hizkiya, I. Menaşe, Hanuka, İshak, Sabulon, II. Menaşe, Nisi, I. Harun, Menahem, Bünyamin, II. Harun, Yusuf (931-965). Karaimler, Yahudilerin Talmud’u reddeden Karay mezhebini benimseyip kendilerine ‘Karaylar’ adını yakıştırdılar. 

Hazarların soyu

Yahudi Hazar Kralı JosephEndülüslü Hasdai’ye yazdığı mektupta, Hazarların Yafet’in torunu ve tüm Türklerin atası kabul edilen Togarma’nın yedinci oğlu  olan Kozar’ın soyundan geldiğini anlatır. Yafet’in oğlu Magog’la da bağ kuranlar vardır. Talmud’a göreyse Magog aslı Hunlardır. Hazarlar, 570’lerde Batı Göktürkler egemenliğinde ortaya çıktılar ve 630’da bağımsızlıklarını kazandılar. Arkelojik kanıtlar, çiftçilik ve hayvancılık ile uğraştıklarını göstermekte. Giydikleri kaftanlar 19. yüzyılda Aşkenazların giydiği cübbemsi giysilere benzer. Hazarcanın Türkçenin Oghur grubuna mensup olduğu ve halen iki milyon insanın konuştuğu Çuvaşça’ya benzediği düşünülmektedir. Önceleri Runik Türk harfleri kullanan Hazarlar Yahudiliği kabul ettikten sonra İbrani alfabesini kullanmaya başlamışlardı.

Önceleri Kök Tengri (Gök Tanrı) inancına sahip Şamanist Hazarlar, komşu devletlerin (Bizanslılar ve Araplar) topraklarındaki dek tanrılı dinlere mensup insanların etkisi ile bu dinlere ilgi duymaya başladılar. Kral Bulan 761 yılında sarayında üç dinin temsilcileri arasında yaptığı yarışmada, diğer iki dinin kaynağında Museviliğin bulunduğu düşüncesiyle Museviliği kabul etti. Böylelikle, tüm yöneticiler ve soylularla beraber halkın bir kısmı da bu dine geçti. Her ne kadar Kuzey Karayların Hazar Yahudilerinin bir kısmı olduğu varsayılıyorsa da, tümünün Mişna ve Talmud’u reddeden Karay mezhebinden olması mümkün değil. Çünkü Kral Ovadya zamanında İsrail topraklarından bilginler getirtilmiş ve bu konuları öğrettikleri bizzat Kral Jozef tarafından belirtilmişti. Ayrıca Karaylar, Kıpçak Türkçesi konuşuyordu. Mezarlarda bulunan objeler, Musevi dininin yaygınlığını ve yeşivalarda eğitim görüldüğünü ortaya koymakta. Hazarlar çocuklarına İbrani ismi ve hatta Türkler gibi bayramlarda doğanlara bayram isimleri (Pesah, Hanuka gibi) veriyorlardı.

http://birdeburadandinleyin.blogspot.com/2012/02/onucuncu-kabile-yahudi-turk-devleti.html