KARAMAN ORTODOKSLARI



KARAMAN ORTODOKSLARI 

https://www.beyaztarih.com/makale/anadolunun-ortodoks-toplulugu-karamanlilar


Bu yazıda Ortodoks Karamanlılar ve Karamanlıca ile ilgili bu konulara bir yolculuk yapacağız. Ortaya çıkışlarından Anadolu’yu terk etmek zorunda kaldıkları zamana kısa bir bakış atacağız. Bu insanların kökenleri üzerine bir düşünceye dalacak ve sonra kültürel kimliklerinin ne gibi özelliklerle ortaya konabileceğini göreceğiz. Yaşadıkları yerleri zihnimizde hayal edeceğiz. Tarihlerine kısa bir bakış attıktan sonra kitaplarını göreceğiz. Arkasından süreli yayınlarını ve son olarak da taşa yazdıkları yazılar ile büyüleneceğiz. İlk Türkçe roman tartışmasıyla ve çok dilli kitabeleriyle yarattıkları kültüre hayran olacağız



“Ben ne kralın hayatını, nede saltanat yıllarını yazmak
niyetindeyim; isteğim insan zihninin tarihini yazmaktır”

Voltaire1

Geçmişten günümüze tarih, genelde devlet kuran halklar üzerinde yoğunlaşmış ve tarih görüşü değişse de siyasal olmaktan kurtulamamıştır. Oysa hiç devlet-yönetim birimi oluşturmayan ve yaşamlarının çoğunda siyasal etkinlikleri olmayan halklar vardır. İşte Anadolu’da buna gösterilebilecek Ermeni harfli Türkçe ve Karamanlıca konuşan iki halk dikkatimizi çeker. Ne yazık ki bu halklar üzerine yapılan çalışmalar yok denecek kadar azdır. Yapılan çalışmaların çoğu köken tartışması içerir. Ortodoks Karamanlıları anlamaktan uzaktırlar. Bu insanların kökenleri neydi? Bu insanların kökenlerini bilebilir miyiz? Nasıl bir kültürel kimlikleri vardı? Nerelerde yaşarlardı? Hangi kaynakları kullanıyorlardı?

Bu Halka Neden Karamanlı Diyoruz?   

16. Yüzyılda “Karamanlı” isimlendirmesi ilk defa seyyahlar tarafından kullanılmıştır. İstanbul’da bir mahallede yaşayan insanları “Caramanos” olarak adlandırmışlardır. Bu insanların Karaman’dan geldikleri için bu isimlendirmenin verildiği genel olarak düşünülür. Ortodoks Karamanlıların İç Anadolu’da yaşaması ve buranın zamanında Karamanoğulları Beyliği yönetimi altında olması nedeniyle Karamanlı ismini aldıkları görüşü kabul görmektedir. Gerçekten bu ismin onlara yaşadığı coğrafyadan dolayı verildiği kabul edilebilir. Osmanlı belgelerinde ise “Zımmiyan Karaman” veya “Karamanyan” olarak isimlendirildiği anlaşılmaktadır.2 Peki, bu insanlar kendini nasıl isimlendiriyordu? İşte burada Karamanlıca-Yunan Harfli Türkçe- yayınlar yardımımıza koşar. Bu kavramlar şöyle sıralanabilir3: “Hıristiyanlar”, “Hıristiyan Ortodokslar”, “Anadolu Hıristiyanları”, “Anadolu’nun Hıristiyan Ortodoksları”, “Anatolilarımız”, “Anadolu’lu Hemşehrilerimiz”, “Anatoli Hemşehrilerimiz”, “Anadoluluyuz”, “Anadolulu Rum”, “Anadolu Rumu”.

Genel olarak Karamanlı denilince halk arasında şehir(Karaman) ve beylik(Karamanoğulları) anlaşıldığı için “Ortodoks Karamanlılar” ifadesini kullanmayı tercih ediyoruz. Bu kavramdan anlaşılması gereken Anadolu’da yaşayan, Ortodoks mezhebinde olan, Türkçe konuşan ve Yunan harfleri ile Türkçe yazan halktır. Bu dile literatürde Karamanlıca denilmektedir. Ortodoks Karamanlılar kendi dilleri için ise “Yavan Türkçe”, “Sade Türkçe”, “Anadolu Lisanı” ve  “Anatolluca” demişlerdir.4

Köken Tartışmaları Ve Kimlikleri

"Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz

Ne Türkçe yazar okuruz ne de Rumca söyleriz

Öyle bir mahludi tarikatimiz vardır

Hurufumuz Yonanice Türkçe meram eyleriz" 5

Köken tartışmalarına geçmeden önce Ortodoks Karamanlı kimliğinin oluşmasındaki önemli üç olayı hatırlatmak isteriz. Bunlardan birincisi M.Ö. Birinci Binyılda Anadolu’ya Yunanlıların gelmesidir. Yunanlılar tarih süreci içerisinde kültürlerini Anadolu’ya yerleştirmeyi başarmışlardır. İkinci olay ise Ortadoğu merkez olmak üzere ortaya çıkan Hristiyanlık inancı ve Anadolu’ya yayılmasıdır. Hristiyanlıkta mezhep ayrılıkları sonucu Anadolu’da Ortodoks mezhebin hâkim olduğunu görüyoruz ve Yunan kültürü ile etkileşimine şahit oluyoruz. Üçüncü ve son halkamız ise Türklerin gelmesi ile beraber Türkçe’nin Anadolu’da varlık göstermesidir. İşte bu üç önemli olay kendisini bir araya getirerek Ortodoks Karamanlı halkında vücut bulmuştur.

Peki, bu halkın kökeni neydi? Yunan mı Türk mü? Bu köken tartışmasını üç başlıkta toplayabiliriz. Yunan olduğunu düşünenler,6 Türk olduğunu düşünenler ve Yunan ile Türk karışımı olduğunu düşünenler. Yunan mı, Türk mü yoksa melezler mi? Üç görüşte olasılık olarak karşımızda durmaktadır. Kaynaklar bu konuda bize karşı olabildiğince sessizdir. Kaynaklar bize karşı bu kadar sessizken bu konu hakkında sürekli fikir beyan edilmesinin açıklaması basittir. Siyasal amaçların kafalarda yarattığı karışıklıktır. Tarihsel siyasal amaçlar Ortodoks Karamanlı halkının köken tartışmalarını çıkmaza sokmuştur. Tarihte bazı şeyleri bilemiyoruz. Bilemeyeceğimiz bir olayı cebimize koyup yola devam etmemiz gerekir. Ne yazık ki, Ortodoks Karamanlı çalışmalarında bu olmamakta, sürekli kökenleri “ne sorusu” yöneltilmektedir. Oysa araştırmalar yoğunlaşmadan ve yeni kaynaklar ortaya çıkmadan köken tartışması asla son bulmayacaktır. 15. Yüzyıldan itibaren kaynaklardan bilgi edindiğimiz bu halk grubunun kimliksel özellikleri çıkarılabilir. Bu kimliksel özelliklerin en önemlileri şunlardır: Anadolu, Türkçe-Türk, Yunan, Hristiyanlık-Ortodoksluk.

karamanlılar
Kaplanis A. Iosidif-Orhan Özdil, Kapadokya’nın Tarihi Kentleri: Gelveri’den Nea Karvali’ye, Nazianzos, Kavala 2014, s.215

Anadolu kimliklerinin bir parçası, çünkü Anadolu’da ortaya çıktılar, Anadolu’nun kültürlerini benimsediler. Anadolu’yu içselleştirdiler ve gitmek zorunda kaldıklarında çok üzüldüler. İoannis Kalfoğlu, Anadolu için “Bizler Anadoluluyuz, vatanımız da Anadolu yani Küçük Asya’dır7 diyerek duygularını aktarmaktadır. Kendilerini “Anadolulu” ve dillerini “Anadolu lisanı” demeleri ilgi çekicidir. Ortodoks Karamanlı aydınların Anadolu tarihini bir bütün olarak okumayı ve benimsemelerinin gerektiğini salık vermesi de kimliklerinde ne kadar önemli bir unsur olduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Türk kökenli oldukları için mi Türkçe konuşuyorlardı? Yoksa Yunan kökenliydiler ve Karaman Beyliğinin çıkardığı ferman ile Türkçe mi konuşmak zorunda kalmışlardı? Bilinmez ama Türkçe’nin hayatlarının bir parçası olduğunu görürüz. Sokakta, evde ve hatta kilisede Türkçe konuşulduğu anlaşılmaktadır. Türkçe kültürlerinin vazgeçilmez unsurlarından biri olmuştur. Yunan kökenli oldukları için mi? Yoksa İncil’in Yunanca olmasından mı? Bilinmez ama Türkçeyi Yunan harfleri ile yazmayı tercih etmişlerdir. Kitapları, gazeteleri, dergileri, kitabeleri, mezar taşları hep Yunan harfleri ile Türkçe yazılmışlardır. Duygularını Türkçe ifade ederlerken, kâğıda Yunan harfleri ile dökmüşlerdir. Ağıtlar yakmışlar ve bunları Yunan harfleri ile yazmışlardır. Türkçelerinin içinde Yunanca kelime azımsanamayacak kadar varlık göstermektedir. Bunun için Yunan ve Türk kültürünün etkisi de hemen göze batmaktadır.

Osmanlı’nın vatandaşları olan Ortodoks Karamanlılar, millet sistemi(Müslümanlar, Rumlar, Yahudiler ve Ermeniler için oluşturulmuştur) bağlamında Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlıydı. Yani inançsal ve duygusal olarak Ortodoks inancında olmaları yanında bu insanlar Osmanlı politika yaşantısında da Ortodoks olarak adlandırılmışlardır. Kendilerini isimlendirme şekillerinden birinin de “Hıristiyan Ortodokslar” olduğunu görmüştük. Toplumsal yaşantılarının yani kimliklerinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Ortodoks Karamanlıların kültürel kimliklerini bu dört unsur ile ifade etmek mümkündür.

 ortodoks karaman

Iosidif-Özdil, a.g.e., 351.

Nerelerde Yaşadılar

Genel olarak İç Anadolu’da yaşadıklarını bildiğimiz Ortodoks Karamanlı halkın yaşadığı yerleri Karamanlıca-Yunan Harfli Türkçe- kaynaklardan anlıyoruz. Genel tabloyu göstermesi açısından küçük yerleşimler yerine şehirleri vermeyi yeterli görüyorum. Adana, Afyon, Aksaray, Ankara, Aydın, Denizli, Halep, Isparta, İstanbul, İznik,  Kastamonu, Kayseri, Kırşehir, Konya, Kütahya, Manisa, Nevşehir, Niğde, Samsun, Sivas, Trabzon, Tokat, Zonguldak, Yozgat ilk dikkatleri çekenlerdir.8 Burada unutulmaması gereken bu yerlerin tespitinde 19. Yüzyıl kaynaklarından faydalanılmıştır. Genel olarak İç Anadolu’da yaşayan halkın diğer birçok şehirlere göç ettiği anlaşılmaktadır.

Tarihlerine Kısa Bir Bakış

 15. Yüzyılda bir Latince kaynak, 16. Yüzyıldaki Osmanlıca kaynaklar ve seyyahların kaynaklarından Ortodoks Karamanlıların varlıklarını görüyoruz. 17. Yüzyılda ise Evliya Çelebi’nin konu aldığı ve sadece Türkçe konuşan kefereler olarak andığı görülür.9 18. Yüzyılda Karamanlıca yayınların hareketlenmesi ile ancak daha sağlıklı bilgilere ulaşmaktayız. 19-20. Yüzyılda ise çoktan Milliyetçilik fikirleri Osmanlı’nın kapısını çalmıştı. Öteki olarak görülen Ortodoks Karamanlılar birden kıymete binmişti. Bir kere Türkçe konuştukları için Ortodoks cemaati ötekileştirmiş, Ortodoks oldukları içinde Türkler tarafında ötekileştirilen bu halk Anadolu’nun kimin vatanı olduğu üzerine tartışmanın odak noktası olmuştu. Türk tarafı Anadolu’da çok eskiden beri Türklerin yaşadıklarını göstermek için Hristiyan Türklere sarılmış ve Ortodoks Karamanlıların bunların bakiyesi olduğunu savunmuştur. Yunanlılar ise Anadolu’nun çok eskiden beri Yunan olduğu ve Ortodoks Karamanlıların kendisinden olduğu görüşünü ortaya atmıştı. Hatta artık onlara Yunanca öğretmek ve asıllarına dönmeleri için çaba sarf etmeye başlamışlardı. Arada kalan Ortodoks Karamanlılar içinde farklı görüşler oluşmuştur. Ortodoks Karamanlı aydın kesim Yunan kökenli olduğu kanısına vararak, Ortodoks Karamanlılara Yunancayı öğretmek istemişlerdir. Buna en iyi örnek Evengelinos Misilidis’tir. Diğer taraftan Türk kökenini savunan Papa Eftim vardır. Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni kurarak Türk hükümetine destek vermiştir. Türkiye’nin savaşı zaferle kazanması sonrasında, Lozan Antlaşmasında Ortodoks Karamanlılar Yunan kategorisine konularak mübadeleye tabi tutulmuşlarıdır. Vatanları olarak gördükleri Anadolu’dan ayrılmak zorunda kalmışlardır. 10


Yunan harfli Türkçe olan Karamanlıcanın birçok alanda kullanıldığını görmekteyiz. Kitap, gazete, dergi, mezar taşı, yapı kitabeleri, mektup, farklı objeler üzerindeki yazılar gibi çeşitlilik göstermektedir. İlk Karamanlıca kitabın 15. Yüzyılda yazıldığı düşünülmektedir. Sultan II. Mehmet’e bir dini kitabın, Yunan Harfleri ile Türkçeye çevrilerek sunulmasından dolayı böyle kabul edilir. Fakat kitabı Karamanlıların yazmaması ve Karamanlılara hitap etmemesi gerekçe gösterilerek, Karamanlıca kabul edilemeyeceği itirazları vardır.11 1718’de ise Karamanlıca yayınları ciddi olarak görmekteyiz. Başından sonuna kadar Karamanlıca olan kitapların sayısı, 1711-1935 tarihleri arasında 628 tane olarak tespit edilmiştir. Bu kitapların 320 tanesi dini kitapken, 288 tanesi ise din dışı konular içeren kitaplardır. Karamanlıca yayınlar konusunda yoğun olarak çalışan Evangelia Balta, kitapları konularına ayırdıktan sonra, tarihsel dönemlerine göre 1751-1830 ve 1831-1935 tarihleri olarak ikiye ayırmıştır. 1751-1830 döneminde dini kitaplar ağırlıktadır ve sadece 9 tane dini konu içermeyen kitap basılmıştır. İkinci dönemde ise 270 tane dini kitap görülürken, 279 tane dini konu içermeyen kitap basılmıştır. 12

Burada üzerinde durulması gereken konu, ilk Türkçe roman meselesidir. Evangelinos Misilidis’in yayınladığı “Temaşa-i Dünya” kitabının ilk Türkçe kitap olduğu söylemine iki itiraz vardır. Birinci itiraz bir Yunanca eserin adaptasyonu olduğu üzerineyken, ikinci itiraz Ermeni Harfli Türkçe eserlerin varlığıdır. Bu anlamda sözü Gazanfer İbar’a bırakmak gerekir: “Bilinen ilk Arap harfli Türkçe romandan daha önce basılmış olmasına rağmen, bu kitabın ilk Türk romanı olarak kabul edilip edilemeyeceği tartışılmıştır. İlk Türk roman kabul edilen Şemsettin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’ı 1872 yılında basılmıştır. Ancak Temaşai Dünya’dan 20 yıl önce basılmış Ermeni harfli Türkçe telif romanlar vardır. Örneğin Hovsep Vartan Paşa’nın Akabi Hikayesi(Konstantiniye, Mühendisoğlu Matbaası, 1851) ve Boşboğaz Bir Adam, Lafazanlık ile Husule Gelen Muhtasar Risalesi(Konstantiniye, Mühendis Ohannes Tabhanesi, 1852) ve Hovannes Balıkçıyan’ın Karnig, Gülünya ve Dikran’ın Dehşetli Vefatları Hikayesi(İstanbul, Minasyan Basmahanesi, 1863) en eskilerinden üçüdür. ” 12

Süreli yayınlar konusunda en aktif olan kişi Manisa’nın Kula ilçesi doğumlu Evangelinos Misilidis’tir. Pelsaretil Maşerik(1845-46), Mektebül Fünnuni Meşriki(1849-50), Şark yayınları vardır. Fununi Şarkiyye Risalei Havadis olarak çıkarmaya başladığı yayının ismini Anatoli olarak değiştirmiştir. Anatoli, Karamanlıca yayınlar arasında en dikkat çekici olanıdır. Diğer Karamanlıca yayınlar ise şunlardır: Afitab(Güneş), Aktis(Işın), Anatheorisis(Revizyon), Anatol Ahteri(Şark talihi), Anatolikos Astir(Şark/Anadolu yıldızı), Angeliaforos(Haberci), Angeliaforos Çocuklar İçün, Areti(Fazilet), Asya, Fitne, Kukurikos, Mikra Asya(Küçük Asya), Mikra Asya yani Anatoli, Mea Anatoli, Beşaret ül Maşrık(Şark Habercisi), Prosfihiki Foni/Muhacir Sedası, Şafak, Terakki, Zembur(Arı). 14

Kitabe ve mezar taşları ise Karamanlıca konusunda önemli bir yer tutar. Karamanlılar kendi hakkında duygu yüklü metinler bırakmışlardır: “Ya dost bana ziyarete mi geldiɲ” ifadesi ile araştırmacıları dost olarak kendini incelemeye davet eder. Bu duygu yanında, birçok yapının hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan kitabeler bulunmaktadır. Kitabe ve mezar taşlarının dilsel özellikleri yöreden yöreye farklılık göstermektedir. Çift dilli kitabeler ise en ilgi çekici olanlarıdır.

ORTODOKS TÜRKLER KARAMANLILAR

https://www.turkishnews.com/tr/content/2017/05/26/patrikhane-dosyasi-ortodoks-turklere-yapilan-stratejik-hata/

Türkçe konuşan, Grekçe yazan bir topluluk. Muhtemelen Anadolu’ya 1071’den önce gelen Türk boylarından. Alanya, Tarsus, Anamur, Sille (Konya), Ermenek, Karaman, Ereğli, Güzelyurt (Aksaray), Niğde ve ilçeleri; Bor, Kemerhisar, Ihlara, Derinkuyu ve Ürgüp, Yozgat ve bazı ilçeleri, Amasya, Kırıkkale ve Kayseri gibi geniş bir coğrafyada yaşamışlar.

1551’de Türkiye’ye gelen Fransız gezgin Nicolas De Nicolay ‘Muhteşem Süleyman’ın İmparatorluğu’nda’ adlı yazdığı Anadolu seyahatnamesinde, kitabın son bölümünde Karamanlılar’dan söz ediyor.

Nicolay İstanbul’daki Karamanlılar’ın Yedikule, Fener, Cibali, Kumkapı gibi semtlerde ikâmet ettiğini, ticaret ve kuyumculukla iştigal ettiklerini yazıyor. Karamanlılar’ın Ortodoks oldukları için
Rum-Ortodoks patriğine bağlı olduğunu ekliyor.

Evliya Çelebi Seyahatname’sinde, “Alanyakadim eyyamından beru Urum (Rum) keferesi bir mahallededir… Amma Urum lisanı bilmeyub, batıl Türk lisanı bilirler. Ve Antalya, dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla Urumca bilmezler, Batıl Türkçe lisan üzre kelamet ederler” diyor.

Zaman geçtikçe kavramların anlamı değişiyor/değiştiriliyor. Ortak akıl kavramlarla korunur. Oysa günümüzde kavramların içi boşaltılıyor veya anlamları saptırılıyor. Yakın geçmişte de aynı durum söz konusu olmuş. ‘Rum’ Roma için kullanılırken, bir millete veya ırka atfedilir olmuş.

Türk ve Araplar’ın ‘Diyar-ı Rum’ dedikleri Anadolu, Roma memleketi olarak tanımlanmış. Fatih Doğu Roma İmparatorluğu’na son vermesiyle, ‘Kayser-i Rum‘ (Roma İmparatoru) unvanıyla sikke bastırmış.

Anadolu’da yaşayan Türkçe konuşmasına rağmen Ortodoksluğu benimsemiş halka ‘Rum’denilmesi de ayrı bir mesele. Bugün Yunan adalarında yaşayanlar kendilerine ‘Yunan’demiyor, ‘Rum’ yani ‘Romalı’ olduklarını söylüyorlar.

İyon-Yunan-Grek soyundan Anadolu’da belki pek az insan var. Roma da zaten etnik bir kimlik değil. Osmanlı gibi algılanmalı.

Yine Karamanlılar’a dönelim. Milli mücadelede Ortodoks Türkler bağlı bulundukları, Rum Ortodoks Kilisesi’nden ayrılarak bağımsız bir kilise kurmak istiyorlar. Amaçları Türk olduklarının unutulmaması ve Fener Rum Patrikhanesi’nin o dönem yaydığı fitnelere maruz kalmamaları.

1921 yılında Kastamonu Valisi Ankara’ya gönderdiği mektupta, Taşköprü Rumları’nın ayrı bir kilise kurmak istediklerinden söz ediyor. (Burada Türk Ortodokslar, Rum gibi algılanmış.) Trabzon Ortodoks cemaati de aynı istekle Ankara’ya bir telgraf çekiyor. Kayseri bölgesinde yaşayan Ortodoks tebaa da aynı istekle girişimlerde bulunuyor fakat netice alamıyor.

Kurtuluş Savaşı’nda ‘Umum Anadolu Türk Ortodoksları Cemaatleri’ olarak teşkilatlanıyorlar.

Ankara hükümetinden izin alarak, düzenledikleri bir kongreyle bir araya geliyorlar. 21 Eylül 1922’de toplanan Kongreye; Gümüşhane Episkoposu Yervasyos, Konya Metropoliti Prokobios, Antalya Episkoposu Meletios ile Anadolu ve Trakya’nın diğer bölgelerinden gelen 72 temsilci katılıyor. Kongre sonrasında, Türk Ortodoks Patrikliği’nin kurulması kararı alınıyor.

‘Milli Mücadelede Kayseri’ adlı çalışmasında Zübeyir Kars, bu toplantıya Mutasarrıf Muammer Bey, Mevki Kumandanı ve Kalem Reisi Miralay Abdullah Bey ve sonraki yıllarda TBBM’de Eskişehir Milletvekili olan Türk asıllı Ortodoks Umumi Katip Bodrumi İstimad Zihni Özdamar Efendi’nin de katıldığını belirtiyor.

1924 yılında Türk Ortodoks Patrikhanesi resmen kurulmuş olur.

 

KARAMAN EYALETİ 

https://tr.wikipedia.org/wiki/Karaman_Eyaleti

Karaman Eyaleti veya Karaman Beylerbeyliği, 1397-1402 ve 
1470'de Konya merkez olmak üzere kurulan Osmanlı Devleti eyaleti. Eyaletin merkezi 1522-1562 arası Kayseri olmuştur.[2].
Karaman Beylerbeyliği'nin, 17. yüzyıldaki kapladığı alan 78.518 km2 idi. Bugünkü 
Türkiye Cumhuriyeti idari yapısına göre 6 ili kapsamaktaydı. Bunlar; KonyaAksarayNiğdeKayseriNevşehir ve Kırşehir'dir. 1468’de Konya paşa sancağı olmak üzere, BeyşehirAksaray, İç İl (Ermenek'in merkez olduğu 1845-1887 arası hariç merkezi Silifke), Niğde ve Kayseri olmak üzere altı sancağı bulunmaktaydı (Akgündüz, 1990: 306). 1518'de Akşehir sancağı kurulmuştur. 1527’de Karaman vilayeti; Konya, Kayseri, İçil, Niğde, Beyşehri, Aksaray ve Maraş sancaklarından oluşmaktaydı. 1554'te Rum eyaleti'ne bağlı Bozok Sancağı'na bağlı kaza olan Kırşehri sancak yapılarak buraya bağlanmıştır[3]. 1571'de eyalet eyalet 7 sancağa bölünmüştür. Bunlar, Konya, Niğde, Kayseri, Aksaray, Akşehir, Beyşehri ve Kırşehri'dir. Aynı yıl İçil sancağı Kıbrıs Eyaleti'ne bağlanmıştır. 1839'da Kayseri sancağı merkezi Yozgat olan Bozok eyaleti'ne bağlanmıştır. 1864 yılında kabul edilen Teşkil-i Vilâyet Nizamnâmesi ile adı Konya Vilayeti olmuştur.