KONYA VE SİLENOS


KONYA VE SİLENOS 
http://www.rasyonelhaber.com/makale/609/osmanli-doenemi-sille

Sille/Sudirhemi Konyanın merkezi Kayalı parktan 8  km kuzey batısında, antik bir beldedir. Şu andaki idari durumu mahalledir.

Burası aslen Türk olan Karamanlı Hıristiyan Ortodoksların mübadele öncesi yüzyıllarca yaşadığı yerleşimdir. Bu Türkler Müslüman olmadıklarından ve Hıristiyan olduklarından Roma’ya ait Rumlar olarak adlandırılmışlardır. Günümüzde Konya Selçuklu belediyesine bağlı bir mahalledir. Tarihte Silleli Rumların ullandıkları dil girek alfabesiyle yazılan Türkçedir buna Karamanlıca denmekte ve çözümlemesi oldukça zor ibareler ihtiva etmektedir.

Bugün Silledeki kitabeler Rumca sanılıyorsa da tamamen Türkçedir. Ancak Kur’an alfabesiyle değil de Rum alfabesiyle yazıldığından uzmanları haricinde okuyanı yoktur. Bu bakımdan Sille Osmanlı döneminde özerk bir bölge statüsündedir zira Arap alfabesini kabule zorlanmayarak Türkçeyi Rum alfabesiyle kullanmalarına izin verilmiştir.

Arkeolojik veriler yerleşkenin 6000 yıl öncesinde kurulduğu yönündedir. İsmin kökeni konusunda çeşitli açıklamalar vardır. İlki Yunan mitolojisindeki Silen (Silene)' den geldiğidir. Yine 'Silenos', kaynayıp, coşarak köpürüp akan su, kelimesinden türediği de kabul gören bir açıklamadır.

Roma, Bizans, Kudüs yolu üzerinde yer aldığı için önemli bir dini merkez olmuştur. Dünyanın en eski ve en büyük manastırlarından biri olan Ak Manastır ("Hagios Khariton Manastırı", "Deyr-i Eflâtun") bu köydedir ve yaklasık 800 yıl kesintisiz hizmet vermiştir. Ak Manastır Konya'da yaşayan Mevlevidervişlerince de ziyaret edilmiş ve bahçesinde küçük bir de mescit yaptırılmıştır. Şimdilerde askeri alan içinde kaldığı için ziyarete kapalıdır.

Köyde yumuşak volkanik kayalara oyulmuş pek çok küçük kilise, Osmanlı mezar taşları ve günümüze kadar gelebilmiş Aya Elena kilisesi ziyaret edilebilir. Kilise, ilk Hıristiyan Bizans imparatoru Konstantin'in annesi Helena tarafından Michael Archangelos adına MS. 371'de inşa ettirilmiştir.

 Aziz Barnabas ve Aziz Pavlus, yeni ahitte (incil) ve antik kaynaklarda yer aldığına göre Selevkos(Silifke) den sonra İkonium'a (Konya) gelirler ve buradaki belli, merkezlerden Sille ve Kilistraya yani Gökyurt’a uğrarlar. Konya da şu anda Alâeddin bulvarında bulunan Kilise Aziz Pavlus adına inşa edilmiştir ve bu adı taşımaktadır.

 

SİLLE /SUDİRHEMİNE BAĞLI YERLER

Su dirhemi: merkezi Sille olan bir nahiyedir. Osmanlı zamanında en çok adı geçen bir nahiye olarak Su dirhemine Konya’nın batısındaki birçok köy bağlıdır. Merkezi sille olan bu nahiye adı var kendi yoktur. Yani nahiyelik bu günkü anlamıyla bucak (şimdi bucaklıkta kaldırıldı) tüm bağlı olduğu köyler tarafından kullanılan bir üst kimlik gibidir. Hadim için Aladağ, Ermenek için Navahi ne ise Konya içinde Su dirhemi o idi: bağlı olan köyler var ama kendisi yok. Daha doğrusu bu isim birçok köye verilen ortak bir ad.

Osmanlı döneminde Konya’da 3 nahiye merkezinden söz edilebilir: Sudirhemi/Sille, Hatunsaray ve İnsuyu. Kuzeydeki tüm bu günkü köy ve kazalar şimdi Cihanbeyli’ye bağlı bir köy olan İnsuyu’na bağlıydılar. Konya merkeze ait köylerin büyük bölümü de Sudirhemine bağlıydı. Aksaray yolundaki köyler ise Karapınarda bulunan Sultan Selim camiine bağlıydı. Aşağıda bazı belge başlıklarında Sudirhemine bağlı köylerden örnekleri görüyorsunuz:

 “Su dirhemi nahiyesinin Bilecik karyesininin sülüs-i öşrü bi aynihi Sudirhemi vakfına sülüsanıysa Ma’a rusumi örfiyye tımara ait olduğunu gösterir.”

“Mahmiye-i Konya da Çelebi oğlu mahallesi sakinlerinden Hasan bin Mustafa nam kimesne meclis-i şer’i hatîr-i lâzimü’t-tevkîrde Bâisetü’l-kitab Gülsüm bint-i Hammad mahzarında ikrar-ı tam ve takrir-i kelam idüb mahalle-i merkume kazasına tabi Sudirhemi nahiyesinin Karadiğin nam karyede Kavak dibi nam mevzide….”

“Mahmiye-i Konya kazasına tabi Sudirhemi nahiyesinde Çobanlar nam karye sükkanından baisü’l-kitab Derviş İbrahim nam kimesne meclis-i şer’i hatîr-i lâzimü’t-tevkîrde Türkmen taifesinden doğanlar cemaatinden…”

“Defterhane-i Hakaniye vürud iden (gelen) zîrde (aşağıda) numara ve şehri muharrer (yazılı) defterden müsteban olduğu vechile (anlaşıldığı gibi) Konya Sancağında Konya Kazasında Sudirhemi Nahiyesinin Sille Karyesinde Alavardıda evkafdan mazbut Sultan Alaeddin vakfından…”

 

OSMANLININ VE KONYA ULEMASININ YAPAMADIĞI GERÇEK

“La ikrahe fiddini” (dinde zorlama yoktur) yi gören Osmanlı uleması  “İnneddine ındellahi’l-İslam” (Allah katında tek geçerli din İslamdır) ile “ve men yebtaği ğayra’l-İslami dinen” (kim İslam’dan gayrı din ararsa asla makbul olmayacaktır) gerçeğini ele alarak burunlarının dibindeki Silleli Hıristiyan Karaman Türklerini İslam gerçeğiyle tanıştıramamışlar ve 1924 de yurt dışına sürülmelerini sağlamışlardır.

Bin yıldır iç içe yaşadığımız Silleli soydaşlarımızı İman ve İslam’la tanıştırmayı başaramayan Konya ulemasının bu konudaki sorumluluğu büyüktür. Mevleviler zaman zaman Sille Hıristiyan din adamlarıyla “Deyr-i Eflatun” da bir araya gelseler de onları İslam’a çağırmakta çok geride kalmışlardır.

İsimleri Aslan, Kaplan, Kaya ve Ivaz gibi Türk olan ve Türkçe Hıristiyan tapınış gösteren, Türkçe konuşan, Grek harflerini kullanarak Türkçe dinî ve edebi eserler verip yayın yapan Silleli Hıristiyan soydaşlarımız ne yazıktır ki 1924 yılında karşılıklı değişime tabi tutularak Anadolu'dan göç ettirilmekten kurtulamamışlardır.

"Kavimler Kapısı1" kitabının yazarı Hale Soysu, 1924 yılına kadar Konya, Aksaray, Ihlara Vadisi, Ürgüp, Göreme, Derinkuyu, Akşehir, Ereğli, Ermenek, İçel, Antalya ve Fethiye'de Hıristiyan Karaman Türklerinin yaşadığını belirtiyor.

Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde, "Alanya kadim eyyamından beru Urum (Rum) keferesi bir mahallededir... Amma Urum lisanı bilmeyub, batıl Türk lisanı bilirler. Ve Antalya, dördü Urum keferesi mahallesidir. Amma keferesi asla Urumca bilmezler, Batıl Türkçe lisan üzere kelamet ederler" diyerek bölgedeki Hıristiyan azınlığın Türk kökenli olduğunun ve dillerinin de bozulmadığının altını çiziyor. Hıristiyan Türkler içinde Karamanlıların yeri ayrı bir öneme sahip. Tek kelime Rumca bilmeyen ve ibadetlerini Türkçe yapıp, yazı dilinde Grek alfabesini kullanan Karamanlıların Türk soyundan geldiklerini hemen hemen tüm tarihçiler kabul ediyor. Hıristiyan Türklerin kendi durumlarını anlatmak için yaktıkları bir ağıt onları bütün yönleriyle anlatmaya yetiyor:

"Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz

Ne Türkçe yazar okuruz, ne de Rumca söyleriz

Öyle bir mahluti (karışık) haddı tarikatımız vardır

Hurufumuz(harflerimiz) Yunanice, Türkçe meram eyleriz"

 

 

OSMANLILAR SİLLE HALKINA BÜYÜK ÖNEM VERİYORLAR

 SİLLE DE RUMLARA FAZLA VERGİYE SON!

Osmanlı devlet-i aliyyesi bir cihan devleti olarak insani ve İslami bakımdan asr-ı saadetten sonra kurulan ve en uzun süren bir hukuk devletidir.

Bu devletin dünyanın dört kıtasında hüküm sürdüğü sıralarda hükümferma olduğu halk hangi dinden ya da hangi soydan olursa olsun asla haksızlık yapmamışlardır. Halk hangi kesimden olursa olsun direk olarak padişaha vararak şikâyetini bildiriyor ve sonuç alabiliyordu.

Padişahta, bu Müslümanmış, bu zimmi imiş yahut Yahudi’ymiş diye kesinlikle ayırım yapmadan mazlumun hakkını zalimden alıyordu. Neredeyse bir despot ve astığı astık kestiği kestik bir ecdadın torunlarıyız diye kandırıldığımız uzun bir dönemden sonra dedelerimizin gerçek tarihini hiç aksatmadan tuttukları zabıtlardan anlıyoruz.

Bugün elimizde artık Osmanlı tarihi saat saat, gün gün, ay ay yazılı belgelerde mevcuttur ve birinci elden yani muharrirlerin ve mahkeme hattatlarının ilk el kaleminden çıktığı gibi öğrenebiliyoruz.

Şimdi sizlere 13 Nisan 1673 yılında Konya’mızın sille mahallesinde geçen bir olayı aktaracağız; Bir vergi haksızlığını silleli Rum vatandaşların Padişaha arz etmeleri üzerine padişahın Karaman vilayeti Konya sancağı baş kadısına gönderdiği bir ferman var elimizde. Aşağıya önce olayın tam Türkçesini ardından da Osmanlıcasının Latin harfleriyle yazımını veriyoruz, isteyenlerle asıl Osmanlıca metni de paylaşabiliriz;

SİLLELİ RUMLARIN PADİŞAHA ARZUHALLERİ

“Köyümüz olan Sille Sultan Alaeddin vakfına ait olduğundan öşür, cizye ve diğer vergilerimizi Konya da bulunan vakfın sadece Cuma kılınan Alaeddin camiine mütevelliler eliyle düzenli öderken Sultan Murad beş vakit namazın da kılınması için gerekli şeyler arasında bizim vergimizi yıllık 20 bin akçeye çıkardı ve bundan başka bir şey istenmeyecek diye elimize hatt-ı hümayun vermişti. Halen bu şekilde aksatmadan ödeyip dururken 1643 yılında Konya mahkemesine Kâtip olarak atanan Mehmet, Alaeddin vakfını bozup cümle reâyâyı birer ve ikişer yaşında olan oğullarımızı, ameliyatta olanlarımızı haraca yazmakla tahammülümüzün dışında bize vergiler yüklenmiştir. Halimize merhamet olunup isimlerimiz tahrir defterinden çıkarılmazsa cümlemiz darmadağın ve perişan oluruz.”

 

PADİŞAHIN KONYA KADISINA EMRİ;

“Sille adlı köyün cizye hâneleri tahrir defterine göre üç yüz doksan altı hane olarak yazılı olmakla burasının Sultan Alâeddîn vakfı olup ellerinde bulunan hatt-ı hümâyun ve fermanlarımıza göre hallerine merhameten tahrir defterinden adları kaldırılıp eskisi gibi vergilerini vakfa vereceklerdir. Emr-i şerifim mucibince amel edip hilâfına kat’â rızâ ve cevaz göstermeyesiniz şöyle bilesiniz Sille reayasının ellerindeki fermanıma riayet ediniz.”  

“Suret-i Emr-i Şerif Sille ahalisi yedleriyle kayd şud Vasale fî 25 Zilhicce sene 1083 Be makam-ı Edirne el-Mahrûse (13 Nisan 1673) 19. Cilt shf  89 varak 173”

 

SİLLE/SUDİRHEMİ BİR DOKTOR OCAĞI   

350 YIL ÖNCE KONYADA CERRAHi

Osmanlı arşivleri, tarihin hiç bu günkü dilimizle yazılmamış yanlarını gün yüzüne çıkarıyor. Konya Şer’iyye Sicilleri bu dalda ilimizin bin yıllık geçmişine ayna tutuyor. Son olarak Konya Şer’iyye Sicillerinden elimize geçen bir varakta 360 yıl öncesinin yani 1660 yılındaki Konya da vaki olan ilginç bir olayı sizler için araştırdım.

  Aşağıda 1660 yılında Konya Şer’iyye Mahkemesinde görülen yüzlerce belgeden birini davayı bugünkü harflerle aynen çevirerek verdim. Transkripsiyon şeklinden anlaşılamayan kelimeler olabileceğinden aslına dokunmadan sonunda olayın kısa bir özetini çıkardım; asıl iki dava metni şunlardır:

“Mahmiye-i Konyada Beğhekim Mahallesi sakinlerinden Ahmed Beğ b. İbrahim nam kimesne meclis-i şer’i hatîr-i lâzimü’t-tevkîrde hâmil-i hâza’s-sifr Aleksan veled-i Papas nam zimmi cerrah müvacehesinde ikrar-ı tam ve takrir-i kelam idüb benim sulbi sağir oğlum Osman’ın mesanesinde taş olub maraz-ı mezkurun ilacınla cerrah-ı mezkurun hazakat ve mahareti beynennas şayi’ ve mütevatir olmağla ücretle müracaat eyledim mukteza-yı sanatı üzere ilaç eylesün eğer esna-yı ilacda ruha tesir idüb bi- emrillahi taâlâ fevt olursa dem ve diyetine müteallik da’vadan zimmetini ibra eyledim hukkâm-ı kiram tarafından rencide olunmaya didikde mâ vaka’a  hıfzan li’l-makâl bi’t-taleb ketb olundu. Fi’l-yevmi’t-tâsii ve’l-ışrîn  min şehr-i Rebibi’l-evvel li- sene: tis’a ve tis’în ve elf”

Özet: 1660 yılında Konya da ikamet eden bir tıbbi Cerrah/Operatör var adı; Papas oğlu Aleksan, Sillede oturuyor ve metinde de geçtiği gibi becerikli bir tıp ve ameliyat uzmanı, başta üroloji olmak üzere her dalda cerrahi müdahale yapıyor ve başvuran hastalardan emr-i hak vaki olursa devletin ve varislerinin asla rahatsız etmeyeceği konusunda mahkeme eliyle beyan imzalatıyor.

Sonuç: Tıp uzmanları her zaman kendilerini olumsuz durumlarda emniyete almasını biliyorlar, şimdi de bir diş çektirsen bile boğaza kaçacak şeylerden sorumlu olmadıkları konusunda belge imzalatıyorlar.

Bu tarihi kayıttan çıkacak diğer bir dikkate değer nükte ise Müslümanların Allah’ın emri ve taleplerinin tersine devamlı bilim konusunda dış şeritlerde gezmeleridir bilmem haksız mıyım?

17 YY DA SİLLELİ ÜROLOJİ UZMANI VE ONAM BELGESİ

Her zaman insanların zor aştığı ön yargılarımız vardır. Tıp konusunda da önyargılarımız çoktur. Bizlere bir şekilde aşılanan bir yanlış önyargı da atalarım ızın “koca karı” ilaçlarıyla tedavi oldukları yönündedir.

Ön yargıyı silmek atomu bölmekten daha zordur derler ya, işte durum o kabildendir. Hâlbuki yüzyıllar önce dünyanın en büyük doktorlarını yetiştiren coğrafyanın ve insanların varisleri olarak bizler atalarımızın ne şekilde tedavi uyguladıklarını bilmiyor olabiliriz.

Hoş, koca karılar da bizim ninelerimiz olup belli birikimleriyle ve tecrübeleriyle yara sarma, kırık düzeltme, ağrı kesme, çeşitli haşerat sokmaları ve benzeri konularda mantıklı çözümler üretmemiş de değillerdir.

 Şimdi Konya Şer’iyye Sicillerinden okuduğumuz bir belgede 1691 yılında Konya da vaki olan ilginç bir cerrahi ameliyat olayını ele alıyoruz.

Bu belgede 17. Yüz yılda bir doktorun yaptığı ameliyatlar konu ediliyor. Türk tabip, cerrahi ameliyatlarda bulunuyor. Bu günkü manada Onam Belgesi imzalatıyor ve bunu mahkeme heyetine tescil ettiriyor. Olayın yaşandığı yer Konya’dır. Bu arada çeşitli zimmî yani Müslüman olmayan çoğu Silleli doktorların da Konya’da faaliyet gösterdiği kadı sicillerinden anlaşılmaktadır.

 Olayın Özeti: 1691 yılında Konya’da Bayram oğlu Bekir çelebi adlı Türk cerrah üroloji uzmanıdır ve bu konuda sıkıntı çekenlere her türlü ameliyatı uygulayarak tedavi etmeye çalışmaktadır. Ayrıca böbrek taşı çıkarmada uzmanlığıyla tanınmaktadır.

Ayşe Hanım, mesanedeki taştan dolayı son derece rahatsız olan küçük çocuğunu konuyla alakalı yeteneğini duyduğu bu doktora getirmiştir.

Cerrah, kadını ve çocuğu da alarak mahkemeye başvurmuş ve her hangi bir olumsuzluk sonucu zorda kalmaması için bir belge imzalatmak istemiştir.

Mahkeme, bir heyet huzurunda cerraha, menfi durum halinde yakınlarının hiçbir hak iddia etmemeleri ve resmi makamların da sıkıntı vermemeleri hususunda annesinden bir imzalı belge alıp vermişlerdir.

1691 YILINDA ONAM (RIZA) BELGESİ İMZALAMA

 Bu olay 17. yüzyılda batıdan 200 yıl ileride olduğumuzu göstermektedir. Zira böyle bir onam belgesini batılılar 19. yüzyılda uygulamaya koymuşlardır.

Bu olaydaki hasta çocuğun annesi ve velisi olan Ayşe hanımın “Uzmanlığının gereği üzere taşı çıkarsın ve tedavi etsin, eğer ameliyattan uyanırsa ne güzel ve eğer tedavinin tesiriyle ölecek olursa kan ve borcuyla alakalı davadan zimmetini ibrâ eyledim, onun suçu yoktur.  Resmi idareciler tarafından rahatsız edilmesin”  diyerek imzalaması zamanımızdaki çağdaş Onam Belgesinin bir özüdür.

 

KONYA VİLAYETİ  

https://tr.wikipedia.org/wiki/Konya_Vilayeti

Konya Vilayeti, bir Osmanlı vilayeti. 1864'te kabul Teşkili Vilayet nizamnamesiyle Karaman Eyaletinin kaldırılmasıyla kurulmuştur. Vilayet, 1918 ile 1921 yılları arasında İtilaf Devletleri'nin işgali altına uğramıştır. 1923'de Konya Vilayeti, NiğdeKonyaBurdurTeke ve Karaman (daha sonra) olarak 5 şehre ayrılmıştır.

Sancakları

Vilayetin sancakları.

  1. Konya Sancağı

  2. Isparta Sancağı

  3. Burdur Sancağı

  4. Antalya Sancağı

  5. Niğde Sancağı

Nüfus

 

Konya Vilayeti 1914 Nüfusu [2]

Sancak

Müslüman

Rum

Ermeni

Yahudi

Baṣka

Toplam

Konya

520.262

11.275

10.542

4

497

542.580

Isparta

148.747

10.927

1.295

-

-

160.808

Burdur

81.703

2.869

1.134

-

215

85.921

Antalya

235.762

12.385

630

250

659

249.686

Niğde

227,100

58,312

4,536

-

769

291.117

Toplam

1,213,574

95,768

18,137

254

2,140

1,330,112



AHMET NİHAT  AYDAZOĞLU

FORUM İSLAMGÜNEŞLİĞİ İSTANBUL  2011

KARAMAN VE KARATAY 


Selamün Aleyküm Kardeşlerim
Karaman ve Karatay isimlerinin
Kökenleriyle ilgili bir kaç anektod aktarmak istiyorum
Karaman isminin kökeni ile ilgili şunları aktaralım
 


https://dosyalar.nevsehir.edu.tr/1e2edf2721d253311606fadb9d40d410/1_uluslararasi_nevsehir_tarih_ve_kultur_sempozyumu-2.pdf


Karaman ( 1 )  XVIII. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti’ne bağlı bir yerleşim yeridir. Bu ilin sınırları içine Konya, Akşehir, Niğde, Aksaray, Nevşehir, İçel, Ereğli, Ermenek, Antalya ve Fethiye de girmekteydi. Bu sınırlar içinde yaşayan halkın büyük çoğunluğu Müslüman Türk olmakla birlikte
Türkçe’den başka bir dil bilmeyen ve Türkçe’yi Grek harfleriyle yazan
gelenek ve görenekleri bu bölgede yaşayan Türklerle aynı olan 
Ortodoks Hıristiyan topluluk da vardı. Bu topluluğa “Karamanlı”, konuştukları Türkçeye de “Karamanlı Türkçesi” ya da “Karamanlıca” denmektedir. Karamanlılara Osmanlı arşiv belgelerinde “Zimniyân-i Karaman” ya da “Karamaniyân” denmektedir. Karamanlılar ise kendilerine “Anadolu Hıristiyanı” veya “Anadolulular”, konuştukları dile de “Yavan Türkçe”, “Sade Türkçe”, “Anadolu lisanı” derler (Ekincikli: 2002, 236). 1453 yılında İstanbul’un fethiyle Ortodoks Hıristiyan dünyasının merkezi Osmanlı idaresi altına geçmiştir. Doğu Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla tarihe karışan Ortodoks kilisesi Osmanlı İmparatorluğu’nun hoşgörülü yönetimi altında yeniden hayat bulmuştur (Ekincikli: 1996, 12). Karamanlılar aslında XI. yüzyılda Bizans tarafından Anadolu’da özellikle Toros dağlarına yerleştirilen paralı askerlerdi. Bunlar tıpkı Bizans ordusu içindeki diğer paralı askerler olan Peçenek ve Kuman Türkleri gibi Türk boylarından biriydi. Daha sonra Ortodoks Hıristiyan inancını kabul eden Karamanlıların çoğu bugün Lozan Antlaşmasında imzalanan mübadele ile Yunanistan’da yaşamaktadırlar (Kahya: 2008, 131).

( 1 ) “Larende şehrinde, daha doğrusu bugün Karaman adı verilen şehrin bulunduğu noktada , ilk ne zaman kimlerin yerleştiği konusunda kesin bir bilgimiz yoktur. Fakat, Hititler dönemindeki Lalanda, Lanta ve Laranta’nın Larende olarak lokalize* edilmesi, burada en az MÖ 2000’lerden beri insanların yaşadığını kanıtlamaktadır.” (Gümüşçü: 2001, 67) *lokalize: Yerleşme yerlerinin tespit edilmesi. (Gümüşçü: 2001, 47)

“XIV.-XX. yüzyıllar arasında yazılı belgeler bırakan Karamanlılar
Bir görüşe göre Türklerin İslamiyeti kabulünden önce Anadolu’ya gelen ve Bizans ile sıkı münasebetleri sonucunda Hıristiyanlaşan Türklerin torunlarıdır. Türk halkı kendi ırkından olmayan ve Rumca konuşan Hıristiyan-Ortodoks halka Rum, kendi ırkından olup Türkçe konuşan Hıristiyan-Ortodoks halka ise Karamanlı diyerek iki topluluk arasındaki farkı çok açık bir şekilde vurgulamıştır.” (Sertkaya: 2004, 1)


Yukarıdaki yazıda " Karaman " isminin kökeni açıkça ifade edilmiştir
Larende isminin Hititlerden geldiğini ve Hristyanlıktan önce bu ismin var olduğunu,dolayısıyla Musevi kökenli olabileceğini hatırlatalım

Karatay isminin kökeni ile ilgilide aşağıdaki yazıyı aktaralım


EMİR CELALEDDİN KARATAY 

http://konyaarastirmalari.blogspot.com/2016/12/emir-celaleddin-karatay.html


Emir Celaleddin karatay,Devatdarlık emirliği, taştdarlık emirliği, sipehsalarlık, ha­zine-i hassa emirliği, saltanat naipliği ve atabeklik gibi görevlerde 40 yıl boyunca devlet hizmetinde bulunmuştur.

Doğum tarihi bilinmemektedir.Konya Karatay'ın ismide Emir Celaleddin Karataydan gelir 

Emir Celaleddin Karatay Bin Abdullah , Anadolu Selçuklu devlet adamıdır    

İbn Bibi Celaleddin Karatay 'in, aslen bir Rum devşirme olduğunu söyler. Ebu’l-Ferec ibn İbri ise onu Alâeddin Keykubad’ın yetiştirmelerinden biri olarak kaydeder. Ancak bu bilgi Karatay'ın sultanla mevcut münasebetleri dolayısıyla bir yakıştırma olmalıdır. Bu iki kaynağın onun hakkında kullandığı "Rum nisbesi o dönemde Bizanslı daha genel anla­mıyla Ortodoks mezhebinde bulunan her kavme mensup Hıristiyan ve Anado­lu'da yasayan Müslüman Türk manasına gelen bir tabirdir.

Bununla beraber Karatay büyük bir ihtimalle Müslüman Türk asıllı değildir. Zira o devir vesikala­rında mühtedilerin baba adi daima "Abdullah" seklinde değiştirilmekte­dir. Karatay’a ait vakfiye ve kitabelerde adinin her yerde Karatay b. Abdullah olarak zikredilmesi onun Müslüman olmayan bir aileden geldiğine dair görüşleri desteklemektedir.

Yukarıdaki yazıdanda anlaşıldığı gibi " Karatay " isminin kökeni 
Ortodoks Hristiyan kaynaklıdır,tıpkı " Karaman " isminin kökeni gibi aynıdır
Karaman ve Karatay bölgelerinin tarihi araştırıldığında
Aynı zamanda Musevi Karaim Karay Türklerininde
Yaşadığı bölgelerden birisi olduğundan dolayı 
Karaman-Karaim isimlerinin benzerliği ile
Karatay-Karay isimlerinin benzerliği dile getirilmiştir