DİNİ HİKAYELER VE KISSALAR



DİNİ HİKAYELER

MELEKLERİN YIKADIĞI  ŞEHİT SAHABE      
HAZRETİ HANZALA                            


http://www.duslersokagi.com/nostalji/dinler-inanclar-mistisizm/t14528-meleklerin-yikadigi-sehit-sahabe.html


Eshâb-ı kirâmdan Hanzala hazretler inin henüz yeni evlendiği günün gecesiydi .
Sevgili Peygamber imiz, eshâbını toplayara k islâma saldırmak
ve yok etmek için bütün savaş hazırlıklarını tamamlaya n Mekkeli müşriklere
karşı harp yapılması kararını vermişlerdi.
Harbe katılacak sahâbiler tek tek evinden çağırıldı.
Harp haberini duyuran haberci, Hanzala'nın evine uğradı.
Bu karar ve resûlullah Efendimiz in emri ona da ulaştı.
Emri duyan Hanzala, boy abdesti alma fırsatını bulmadan Uhud'a
gitmek üzere hemen sahâbenin arkasından koşmaya başladı
ve eshâbının arasına katıldı.
Harp sona erince Müslümanlar Medine'ye dönmeye başladılar.
Harbe iştirak edenlerin yakınları acaba bizden geriye
dönen olacakmı heyecanı içerisinde yollara sıralanmışlardı.
Bunların arasında henüz bir günlük evli olup, gece yarısı sevgili peygamber imizin emrine uyarak
harbe giden ve şehitlik şerbeti içen hazreti Hanzala'nın dul hanımı da vardı.
Herkes büyük bir heyecanla harpten dönenlere yakınlarını soruyor,
fakat hiç kimse kimseye cevap vermiyord u.
Ancak sorulan soruları sevgili peygamber imiz''aleyhisse lâm'' cevaplıyordu.
En son olarak soru sorma sırası, şehit olan Hanzala'nın
hanımına gelmişti. Resûlullah Efendimiz e yaklaşarak:
-Ey! Allahın Resûlu! Hanzala nerede, demesi üzerine sevgili peygamber imiz cevabında:
-''Hanzala şehit oldu'', buyurdu.
Bunun üzerine Hanzala'nın hanımı:
-Yâ Resûlullah, şu anda söyleceğim bir aile sırrıdır. Sizler de
biliyorsu nuz ki, kocamla daha henüz ilk evlendiğimiz geceydi.
Kocam Hanzala, sizin mübârek emrinize uyarak boy
abdestini alamadan harbe katıldı. Bildiğiniz gibi şehit oldu.
Bu sebeple, emir veriniz de kocamı bulsunlar ve yıkasınlar, dedi.
Bunun üzerine sevgili peygamber imiz yarı hüzünlü bir şekilde (sen Hanzala için hiç merak etme!
Ben Hanzala'yı rahmet suları ile melekler tarafından yıkanırken gördüm) buyurdu.
Bunun üzerine bütün sahâbiler Uhud yolunu tuttu
ve herkes Hanzala'yı aramaya başladı.
Daha sonra sahâbiler Hanzala'nın henüz vücûdu kurumamış
ve ıslak bir şekilde buldular.
Sevgili peygamber imizin müjdesini bizzat gözleriyle gördüler.
Bunun için O'na ''Gasilül- melâike'' yani (Melekleri n gusül ettirdiği
Hanzala'' denir. Bu evlilikte n Eshâbın
büyüklerinden hazret-i Abdullah dünyaya geldi

 
MEDİNE - ANKARA
 
FORUM YILDIZLI SEMA İSTANBUL

KONU - MERSED İNB - İ EBU MERSED

TEMA - BİR SAHABENİN AŞK HİKAYESİ
 

Bir sahabinin aşk hikayesi İsmi Mersed ibnu ebi Mersed
Önemli bir sahabe İslamdan önce bir kızı seviyordu
Aşık İslam yok Din yok Ve O bir kıza tutkun
O İslama girdi ama kız Müslüman olmadı…
O hicret etti Kız ne Müslüman oldu ne de hicret etti
Mersed bir kahraman…
Ne yapıyordu?…Medineden Mekkeye ye gidip esirleri kaçırıyordu
Kahraman  
Gece Mekkeye gidiyor bir esiri alıyor
Her seferde bir esir
Rasululla h S.A.V Efendimiz
bu sahabeden memnun O bir kahraman…
Günlerden birgün Mersed geceyarısı Mekkede gizleniyo r
Bu sırada onu eski aşığı görüyor müşrik bir kadın ismi Anak
Mersedi uzaktan gördü : Bağırdı :
- Mersed Mersed
Mersed :
- Evet Sen kimsin?
- Ben Anak Sevgilin aşığın
 Mersed rahat bir yaşama ve bir yatağa ne dersin?
 Eski günlerimiz gibi
 Mersed :
 -Ya Anak ALLAH bizlere zinayı haram kıldı
Anak :  
-Sadece bir gece
Mersed :
- Haram
Anak :
- Ya Mersed Hatırlasana
Mersed :
- Maazallah ben ALLAH’tan korkuyoru m
(Şeyh Nebil el-Avadi : Ne kadar kız dine bağlandı
ama erkek arkadaşını bırakmadı
ne kadar genç dine bağlandı ama kız arkadaşını bırakmadı.
Sabırlılar nerede ? )
Biliyormu sunuz Anak ne yaptı? Bağırdı
-Ey Mekke Ehli  Ey Mekke Ehli
Bu kişi Mersed esirlerin izi kaçırıyor
Onu açığa çıkardı
Yani ya haram işlersin yada ölürsün
İnsanlar kılıçlarını,hançerlerini kuşandılar
ve Mersedi aramaya başladılar.
Mersed kaçtı yanında bir esir vardı
onu sırtında taşıyordu bir çukur buldu ve içine girdi
Mersedin başının yanında durdulard a onu bulamadılar..
ALLAH göstertmedi kurtuldu
Medineye gitti Rasululla h ( s.a.v ) a ulaştı
Biliyor musunuz Mersed ne dedi?
‘’ Ya Rasulalla h Anak müşrik bir kadın
Onunla evlenmem helal midir? ’’
( O kadın onun yerini açığa çıkardı
Ama yine de helal yoluyla evlenmek istiyor
Aşık Mersed çok seviyor Anakı
 Ama haramı asla düşünmeyen bir adam
Rasululla h (s.a.v ) cevap vermedi
henüz vahiy inmedi hüküm yok
ALLAH’tan gelecek vahiy bekleniyo r…
Daha sonra ALLAH azze ve celle şu ayeti indirdi :

Nur suresi S . 3

‘’ Zina eden erkek, zina eden
veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez
zina eden kadınla da ancak zina eden
veya müşrik olan erkek evlenir.
Bu, müminlere haram kılınmıştır.’’

Nur suresı S.3

( Haram ) Zinaya alışmış bir kadınla evlenmen haram
Ve onu seviyorsa n bile kalbin ona bağlanmış olsa bile
Gece onun hatıralarıyla uyuyorsan bile Haram )
Rasululla h (s.a.v ) Efendimiz Mersede döndü ve buyurduki :
’’Ya Mersed ALLAH sana bunu haram kıldı’’ dedi
Mersed bu kadını bir daha asla düşünmedi
Sevgisini kalbine gömdü unutmaya çalıştı
ve Allahın izniyle unuttu


ALLAH ım imtihan dünyasındayız
Rabbim ümmeti Muhammedi n ayağını kaydirmas in
ayaklarinı sabit kilsin insallah.
Ayetlerle ve Peygamber imize uyanlarda n olalim insallah .
Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir
Elbette ahiret yurdu takva sahipleri için daha hayırlıdır.
Hala akıllanmayacakmısınız.

(Enam-32)

" Dünya müminin cehennemi  kafirin cennetidi r. "


MEDİNE - ANKARA
 
FORUM YILDIZLI SEMA İSTANBUL

KONU - MERSED İNB - İ EBU MERSED

TEMA - BİR SAHABENİN AŞK HİKAYESİ


FORUM GÜZELYURT İSTANBUL 2010

MURAT YILDIRIM YOZGAT

KONU : İslami İçerikli bir Kıssa

TEMA : Malik İbnu Diynar k.s Hazretler i ve kızı Fatma



CENNETİN ÇOCUĞU FATMA


Malik ibnu DİYNAR
Anlatıyor

" Çevremdeki insanlar yaptıgım zulumden dolayı
benden uzaktılar günlerden bir gün evlenmeyi arzuladım
ve bir çocuk sahibi olmayı arzuladım evlendim
ve bir çocugum oldu Adını Fatma koydum
Fatma çok güzel ve masum bir çocuktu
onu cok sevdim adeta Fatma ile birlikte
kalbimdek i kin ve nefret gitti yerine sevgi geldi
Fatma büyüdükçe kalbimdek i imanda
onunla birlikte büyüdü
kalbimdek i Allah c.c sevgisi arttı
Rabbimin verdiği dertlere isyanda azaldı
Fatmaya sevgim ile birlikte içimdeki kötü herşey azaldı
İçkiyide bırakışım şöyle olmuştu
Bir gece vaktiydi masadaydık
elimde içki kadehi vardı
onu içme istegiyle doldurmus tum
masum kızım Fatma onu devirdi daha yaşı iki bile degildi
sanki ona bunu yaptıran Allahtı ve ben içki içmedim
Kızım Fatma' yı çok seviyordu m
Fatma büyüdükçe
kalbimdek i Allah c.c a imanda onunla birlikte büyüdü
Allaha yaklastığım
her bir adımda içinde oldugum maasilerd en
(isyanlard an) uzaklastım biraz biraz
bu durumum Fatma 3 yaşına basıncaya kadar devam etti
3 Yaşını bitirdigi nde masum kızım Fatma öldü
kızım Fatma ölünce
durumum vaziyetim eskisinde n dahada kötü oldu
bende cevremdek i muslumanl arda olan
ve beni bu büyük üzüntüye karşı
dayanmamı sağlıyacak sabır yoktu
hersey cok kötüye gidiyordu
Şeytan durmadan benimle oynuyordu
bir gün Şeytan geldi ve Seytan bana dediki :
"Bugün öyle bir sarhoş olacaksin ki
daha önce hiç böyle sarhoş olmadın ! " dedi
Ve ben o gece içmeye ve sarhos olmaya azmetmişim
bütün gece boyu içtim..içtim.. içim!
Öyle bir duruma gelmiştimki
rüyalar beni birbirine atıyordu..
Taki o rüyayi görene kadar
rüyamda kıyamet günündeydim!
güneş kararmış denizler atese çevrilmis
depremler oluyordu durmadan
insanlari n hepsi kıyamet günündeydi
İnsanlar zümre zümre grup gruptu..
ve ben o insanların arasındaydım.
Sesler duyuyordu m birisi sesleniyo rdu :
" Ey Filan oglu filan!! Cabbara hesap vermeye hadi! " diyordu
Ve o Çagrılan insanın yüzünün rengi simsiyah olmuştu
duydugu o korkudan. .
Bircok insan cagrildi. . ta ki kendi ismimi duyana kadar..
Ses beni cağırıyordu..
" Haydi Cabbara Hesap vermeye!! " diyordu.
O an çevremdeki o insan kalabalıgından kimse kalmamıştı
Kıyamet gunu mahser yeri bomboştu..
Sonra bir anda karşımda bir fare gördüm
cok büyüktü(devdi),cok vahşi ve cok saldırgandı çok güçlüydü
Ağzı acık bana dogru koşuyordu.
Bende duydugum korku ve dehşetten dolayı
ondan kacmaya başlamıştım..
Kaçarken bir anda karşımda
oldukca yaşlı ve zayıf bir adam gördüm
ve ona seslendim:
" Ah!! Beni bu dev fareden kurtar! "dedim
Bana dediki
" Oğlum Ben cok zayıfım seni ondan kurtaraca k gücüm yok.
Ama su yönde koş eminim kurtuluşa ereceksin . " dedi
Ben onun dediği yöne dogru koşmaya basladım..
Dev fare hala arkamdaydı beni kovalıyordu..
Ve karşıma cehennemi n atesi çıktı
Yüzümde hissediyo rdum o dehşetli sıcaklığı
Fareyle cehennem arasında sıkışmıştım.
Ve kendi kendime dedimki o an..
" Ben bu fareden ateşe düşmemek içinmi kaçıyorum ! "
Ve koşa koşa bana bu yolu tarif eden o zayıf adama dogru koşmaya basladım.
Farede peşimdeydi gittikce yaklaşıyordu bana çok korkuyord um!
Adamın yanına geri geldim ve ona dedimki
" Allah aşkına beni bu fareden kurtar yalvarırım " dedim
Ve yaşlı adam benim halime ağlıyordu..
Bana dediki
" Beni görüyorsun çok zayıfım sana yardım edecek gücüm yok
ama sen şu tafara doğru koş umulurki kurtuluşa erenlerde n olursun inşallah "
Adamın dediği yöne kostum deli gibi..
Fare hala kovalıyordu
beni bir adım arkamdan koşuyordu..
Beni ısıracaktı az kalmıştı
Ta ki karşımda o dağı görene kadar…
O dağın üstünde bir sürü bebek vardı..
Ve o dağın üzerinde bulunan cocukların hepsi ağlıyorlardı
hepside aynı şeyi söyleyerek aglıyor haykırıyorlardı
Diyorlardıki :
-Ey Fatma! Babana bak! Babana Bak!
O an o cocugun kızım Fatma oldugunu anlamıştım
Ve o an 3 yaşında olupta cennete gitmişti
cennete gitmiş bir kızım olduğuna çok sevinmist im..
Beni bu dehşetli korkudan(fareden) kurtarıp
Cennete sokacaktı
Kızım Fatma beni sağ eliyle tuttu ve beni kurtardı
Ve sol eliylede fareyi itti.ben o an korkudan ölü gibiydim.
Sonra tıpkı Dünyadayken oldugu gibi onu kucağıma oturttum!
Kızım Fatmayı sevdim
Bana dediki : " Ey Babacığım! deyip
şu ayeti okudu bana :ألم يأن للذين آمنوا أن تخشع قلوبهم لذكر الله

Meali: "İman edenlerin kalplerin in
Allahın Zikrine dönmesinin zamanı gelmedimi ?"
Ona dedimki:
" Kızım Fatma bu fare neydi bana anlat çoçuğum ! "dedim
dediki:
" Babacığım O fare senin dünyada içinde oldugun
işlediğin kötü amellerin di..
Onu sen besledin büyüttün
ve onun seni yiyebilec ek büyüklüğe sen ulaştırdın!
Ey Babacığım ! sen bilmiyorm usunki
Dünyada işlenen ameller
Aşirette kıyamet gününde mücessem olarak
karşımıza çıkar! " dedi
Ona dedimki :
" Peki Kızım Fatma o zayıf adam?
neydi kimdi" dedim oda dediki:
" O Yaşlı ve zayıf adam senin güzel amellerin di.
sen onu böyle zayıf böyle güçsüz..
böyle caresiz bıraktın..
onu kendi haline aglattın..!
Seni kurtarmasına izin veremicek duruma sen koydun!
Eger ben dogmasaydım
ve küçük yaşta günahsız olarak ölmeseydim
ve cennete gidemesey dim
seni bu dehşetten kurtaraca k
başka hiç bir şeyin yoktu!
" dedi
O an uykudan aglaya aglaya uyandım!
Agzımdan çıkan şu kelimeler le :
Evet Allahım vakti geldi.Eve t Allahım vakti geldi !"
dedim ve hemen gusül abdesti alıp
giyinip camiye koştum sabah namazına!
Günahlarımdan arınmak kendime cennet yolunu çizmek.
tövbe etmek Allaha yalvarmak için…
Camiye girdigim an imamın okudugu o ayet !
Rüyamda kızımın beni kurtardığında okudugu ayetti !
ألم يأن للذين آمنوا أن تخشع قلوبهم لذكر الله
Meali: "İman edenlerin kalplerin in
Allahın Zikrine dönmesinin zamanı gelmedimi?"

Bunları yasayan kişi…Tabiinler in imamlarının efendisi!

MALiK BiN DiYNAR

O insanlar arasında geceler boyu aglamasıyla bilinirdi
Ve derdiki :
" Allahım! Kimin cennete girecegin i
kimin cehenneme girecegin i sadece sen bilirsin!
Ben bunlardan hangisiyi m ?
Allahım ! Beni cennet ehlinden eyle!
Cehennem ehlinden eyleme!
Malik Bin Diynar büyük bir tövbe etti..
Ve insanlar arasında şöyle meşhur oldu:

Caminin kapısına giderdi ve insanlara seslenird i.
derdiki :
Ey asi insanlar ey günahkar insanlar
Allahınıza dönün ! Gafil insanlar Allahınıza dönün !
Ey Allahtan kaçan kullar. Allahınıza dönün!
Rabbin sana gece gündüz sesleniyo r ! Seni cağırıyor !
Rabbim buyuruyor ki
" Bana bir karış yaklaşana ben bir dirsek yaklaşırım
bana bir dirsek yaklaşana ben bir kulaç yaklaşırım
bana yürüyene ben koşarım "buyuruyor Rabbim
La ilahe illa ente Sübhaneke inni küntü min el-Zalimin
(tövbe duası)
Peygamber efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:

أن يهدي الله بيدك رجلا واحدا خير لك من الدنيا وما فيها!
Meali:
"Bir insanin hidayetin e vesile olman senin icin
dünyadan ve içindeki herseyden hayırlıdır"
Bunu tanıdığınz herkese yollamanızı istiyorum .çünkü bildigini öğretmek Hak'tır!
Göndereceğim kişiler bunları biliyor demeyin,hatırlatmak efdaldir!
Belkide bir kişinin hidayetin e vesile olacaksın!
Ve sevapların en büyüklerinden kazanacak sın
inşallah!
amin ve ecmain

CENNETİN ÇOCUĞU FATMA

FORUM GÜZELYURT İSTANBUL 2010

MURAT YILDIRIM YOZGAT

DİNİ HİKAYE - TARKANALP İLE AYŞENUR SULTAN

HATİCE - KUBRA

http://www.hatice-kubra.tr.gg

ZEYNEP - SOFİ
İZMİR

FORUM GÜNEŞLİ BAHÇE İSTANBUL

DİNİ HİKAYE - TARKANALP İLE AYŞENUR SULTAN

Bu hikaye hem Tarkanalp ile Ayşenur Sultanın
hüzünlü aşk hikayesid ir
hemde Türklerin müslümanlığı nasıl kabul ettikleri ne binaen alıntıdır
sözümona bazı kendini bilmezler
Türklerin Araplarda n gördükleri baskıyla
İslamiyeti kabul ettikleri ni ima ederler
islamiyet zorla kabul edilebile cek yada vaz geçilebilecek
basit bir Din değildir kardeşlerim
İslamiyet hem akıl hemde kalp dinidir zorla kabul edilemez
zorla bırakılamaz ve SSCB döneminde o kadar baskıya rağmen
Türkler dinleri islamiyet ten dönmediler
ve Türkler hiç bir şeyi zorla kabul edecek bir kavimde değildir
bu hatırlatmayı yaptıktan sonra hikayemiz e geri dönelim

TARKANALP İLE AYŞENUR SULTAN

O asırda Türkler henüz islamiyet i kabul etmemişti
Şamanist olarak yaşıyorlardı
Karahanlıların haberleri yoktu islamiyet ten
tebliğ henüz onlara ulaşmadığı bir zaman diliminde ydiler
Karahanlılar Devleti Ordusu
Kazakista nın Talas şehrinin Çin sınırına yakın bölgesindeydi
Arap Ordularıda onlardan biraz uzakta yerleşke kurmuşlardı
Karahanlılar Devleti Ordularının üst komutanla rından
Tarkanalp bir gün Talas nehrini atıyla boydan boya dolaşmak istedi
dolaşırken nehir kenarında kilim yıkayan bir kız gördü
ve gördüğü kadarıyla kızın endamı Tarkanalp in dikkatini çekti
kızın üzerindeki elbise kapalıydı ve kızın başıda örtülüydü
bir an kız başını Tarkanalp in olduğu yöne çevirdi
ve Tarkanlal p bu kızın gözlerine bakınca yüreğinden sanki vuruldu
ceylan gözlü kıza bakakaldı ve gördüğü kız çok güzeldi
kızın üzerinde beyaz elbise vardı ve kız bir meleği andırıyordu
yüzü o kadar beyaz tertemiz ve güzeldiki sanki ay gibi parlıyordu
Tarkanalp in kıza bakarken sanki dili damağı kurudu
ve düşündü " Ey Tengra ( gökyüzü tanrısı ) bu kız kimdir ?
ve burada ne arıyor ? " diye sordu kendi kendine yine düşündü
" burası tehlikeli bir bölge ve Çin sınırı
bu kızın bu sınıra yakın yerde ne işi var ?
ve burada Türklerden ailelermi var acaba
bu kız Türkmü acaba ?
eğer Türk ise onu buranın tehlikeli olduğundan dolayı
uyarmam lazım " diye düşündü
atından indi ve kıza doğru yaklaşınca onun yüz hatlarının
sanki Türklerden biraz farklı olduğunu düşünmeye başladı
" Türk kızı olmayabil irde ama neticede o bir bayan
ne olursa olsun onu tehlikede n dolayı uyarmam lazım "
diye düşündü ve kıza doğru iyice yaklaştı
O sırada kız korktu ve yıkadığı kilimi bırakıp
kaçmaya başlayınca Tarkanalp durdu
ve geri geri gitmeye başladı
Kız Tarkanalp in uzaklaştığını görünce geri geldi
ve yıkadığı kilimi çarçabuk toplayara k oradan uzaklaştı
Tarkanalp atına bindi ve Karahanlılar Ordusunun olduğu yere geldi
kimseye bu kızdan bahsetmed i ama kalbinde ateş başladı
bu güzel kızı unutamadı ve aradan biraz geçince tekrar oraya gitti
Kız yoktu orada ve Tarkanalp Talas nehrine bir kaç gün gidip geldi
ve düşünmeye başladı " O kız yok artık acaba ne oldu ?
nereye kayboldu ve kimdi ? burada ne işi vardı ?
ve bu kız nasıl korkusuzc a sanki bir asker ve savaşçı gibi buradaydı
korkusuzs a bu kız buraya gelip nasıl telaşsız kilim yıkayabiliyordu ? "
diye düşünmeye başladı
ve günlerce gitti geldi nehire ve yine düşüncelere daldı
" neden ben o kızı arıyorum o artık yok burada o kız yok
ve neden ben o kız burada olmadığı için bu kadar üzülüyorum ?
sanki benim olmasını istediğim bir şeyi kaybetmiş gibiyim ?
yoksa ben o kıza aşıkmı oldum acaba ?
ama onu tanımıyorum bile kimdir nedir ne için buradadır
ve nasıl korkusuzc a bir savaşçı gibi korkusuzc a o kız buradaydı ?
ve yerleşim yerleri yok burada bu kızın ne işi vardı burada ?
yoksa ben bir hayalmi gördüm ve o kadar güzel bir kız olurmuydu ?
yine geleyim her gün geleyim belkide hayal değildir gerçektir "
diye düşünerek Tarkanalp Talas nehrine o kızı gördüğü yere
her gün geldi ama kız yoktu fakat Tarkanalp vaz geçmedi
sanki o kızı özlüyordu ve " keşke gelse tekrar " diyordu
ve bir gün Talas nehrine aynı kızı gördüğü yere geldiğinde
o kız oradaydı ve atından indi ve kıza doğru koştu
kız Tarkanalp koşunca öylece donakaldı
Kız aslında yine korkmuştu ve kaçmak istiyordu
Tarkanalp yaklaştı ve kızın korktuğunu anlayınca
elleriyle işaretler yaptı ve bağırdı " Korkma sana zarar vermeyeceğim
kaçma benden sadece bir kaç şey sorup gideceğim " dedi
Kız bu sefer kaçmak istesede sanki ayakları bağlanmış gibi
kaçamadı ve dediki " Ey Türk savaşçısı olduğun yerde kal
bana daha fazla yaklaşma soracakla rını oradan sor
Ben Arap orduları komutanla rından Muhammed Hasanın kızıyım
ismim Ayşenur Sultan bende bir savaşçı kızıyım bana yaklaşma
hançerimle seni parçalarım " dedi
Tarkanalp hem kızın bu yürekli duruşuna şaşırdı
hemde Arap olduğu halde
Türkçeyi böyle güzel konuşmasına şaşırdı
olduğu yerde kaldı ve ve dediki
" Ben Tarkanalp Karahanlılar Devleti Ordu komutanla rındanım
işin doğrusu senin bu yürekliliğine cesaretin e şaşırdım
ve benim Türk savaşçısı olduğumu anlayışına
ve Türkçeyi bu kadar güzel konuşmanada şaşırdım
seni merak ettim sürekli geldim buraya sen yoktun Ayşenur Sultan
seni çok aradım buralarda göremedim " dedi
Ayşenur Sultan sordu " neden beni aradın Tarkanalp " dedi
Tarkanalp başını öne eğdi bir şey düğümlendi boğazına konuşamadı
o sırada uzaktan bir toz bulutu gibi iki atlı geliyordu
Ayşenur Sultan dediki " Tarkanalp çabuk saklan bir yere
Babam Muhammed Hasan geliyor seni görmesin " dedi
Tarkanalp atıyla çalılıkların arkasına saklandı
Muhammed Hasan atın birine kilimleri yükledi diğerine kendisi bindi
Ayşenur Sultanda kendi atına bindi ve hızla uzaklaştılar
Tarkanalp onların arkalarından bakarken düşündü
" Arap kızının böyle ata bindiğine ve böyle cengaver olduğuna
ve ay gibi parlak ve güzel olduğuna şahit olduk " diye düşündü
ve geri döndü
Daha sonraki günlerde yine Tarkanalp ile Ayşenur Sultan
görüştüler ve her görüşmelerinde Tarkanalp ilk görüşte
aşkmıdır merhametm idir şaşkınlıkmıdır bilemediği duygularının
aşk olduğunu düşünmeye başladı
Talas nehri kıyısında yine buluştukları bir gün
Tarkanalp kalbinden geçenleri Ayşenur Sultana açıkladı
Ayşenur Sultan ona kendisini n ve babasının Hz.Muhamm ed
s.a.v Efendimiz in torunu Hz.Hüseyin r.a ın soyundan geldikler ini ve seyit olduklarını söyledi ve şunu ekledi
" Tarkanalp gönlünde eğerki bana karşı bir şeyler varsada bu
bir hayalden öteye geçemez sonu olamaz unutmaya çalış " dedi
Tarkanalp üzüldü " neden ? " diye sordu
Ayşenur Sultan yanıtladı " ben Müslüman kızıyım sen ise Şaman
ben asla seninle olamam benim dinime aykırıdır
ben bunu yapamam mümkün değil bir araya gelemeyiz
ve babamda asla buna izin vermez zaten
en iyisi bundan sonra görüşmeyelim beni unut " dedi
ve Ayşenur Sultan hemen atına atladı ve gözden kayboldu
Tarkanalp geri döndü ve gitti
ama hergün Talas nehrine yine geldi ve gitti
aylarca Talas nehri kenarında gördüğü kızı unutamadı
rüyalarına girdi ve aylarca oraya geldi gitti
tek amacı son bir kez daha Ayşenur Sultanı görmekti
ama Ayşenur Sultan aylarca Talas nehrine gelmedi
çünkü Ayşenur Sultanda Tarkanalp i unutamamıştı ve sevmişti
ve Talas nehrine gidip onu görürse Tarkanalp ten ayrılmasının
zor olacağını düşündüğü için en iyisi olmayacak bu sevdayı bitirmeni n
en iyi çözüm yolu olduğunu düşündüğü için Talas nehrine gelmedi
ve üzüntüsü gözlerinden belli oluyordu Babası ona " neden
Talas nehrine gitmiyors un ve neden üzüntülüsün " diye sorduğunda
üzüntüsünün nedenini ve sonu olmayan bir aşkının varlığını
ve bir araya gelinmesi nin mümkünsüzlüğünü anlattı
ve unutmaya çalıştığını anlattı
Babası kızını çok seviyordu ve üzüntüsünü paylaştı
ve onu teselli etti ve o günden sonra bir daha asla
kızına bu konuyu sormadı
Aylar sonra bir gün Ayşenur Sultan Talas nehrine indi
amacı son bir kez Tarkanalp i görmekti
ancak Tarkanalp aylardır sürekli geldiği Talas nehrine
o gün Ordusunda ki askerlerl e ilgilenme si gerektiğinden
gelememişti
ve Ayşenur Sultan " demekki ben ona beni unut dedim
oda beni unutmaya çalışıyorki buraya gelmiyor " diyerek
Talas nehrinden uzaklaşmak için atına binmeye çalıştığı sırada
zehirli bir yılan geldi ve Ayşenur Sultan atına binmeye çalışırken
onu ayağından ısırdı
Ayşenur Sultan büyük bir acıyla yere düştü
çırpındı ve can havliyle atına tekrar atladı
ve baygın vaziyette onu beyaz at Arap Orduların olduğu yere
götürdü ve attan aşağı inmesini bekledi
babası uzaktan kızına bakıyordu
ve attan inmeyince ve ata sarılmış halde at üstünde
beklemesi nden dolayı kötü bir şey olduğunu anladı
ve ata yaklaştı ve kızına sarıldı attan aşağıya indirdi
ve çadıra girerken sordu kızına
" kızım ne oldu sana ? " dedi
Ayşenur Sultan sadece " yılan soktu baba " diyebildi ve tekrar bayıldı
Muhammed Hasan hekimleri çağırdı hekimler geldi
ve ilaçlar verdiler ve hekimbaşı dediki " zehir kana karışıyor
engel olamıyoruz ve ölüm döşeğinde çaresi yok her an ölebilir " dedi
ve Muhammed Hasan kızının başında bekledi durdu
gözlerini açmasını bekledi
Ayşenur Sultan gözlerini açtı ve dediki
" Baba ben ölüyorum ve canımı Azraile teslim etmeden önce
senden tek bir isteğim var bana Tarkanalp i getir
onu son kez göreyim " dedi
Muhammed Hasan atına atladı ve dört nala Türk Ordularının olduğu yere gitti
Türk savaşçılar onu bir mesafede durdurduğu sırada çadırdan dışarı çıkan
Tarkanalp uzaktan bakınca onu tanıdı
ve savaşçılara " durun bırakın gelsin " dedi
Muhammed Hasan geldi ve dediki
" Tarkanalp kızım Ayşenur Sultan ölüm döşeğinde
ve son nefesini vermeden önce benden tek bir isteği var
" Tarkanalp i son bir kez göreyim " dedi
Tarkanalp sana yalvarıyorum ne olur hemen benimle gel "dedi
Tarkanalp hemen atına atladı ve Muhammed Hasan atıyla önde
Tarkanalp arkada dört nala gittiler
Tarkanalp ve Muhammed Hasan birlikte
Ayşenur Sultanın çadırına girdiler o sırada Ayşenur Sultan artık son nefesini vermek üzereydi
ve karşısında Tarkanalp i görünce birden gözlerini açtı
ve dediki " Tarkanalp ben artık ölüyorum
ve bu dünyada bir araya gelemedik
bari ahirette benim yanımda ol
şimdi elimi tut ve dedikleri mi tekrarla " dedi
o sırada Muhammed Hasan kızının ne yapmaya çalıştığını anladı
hemen imam efendiyi çağırdı
ve Tarkanalp Ayşenur Sultanın elini tuttu ve sözlerini tekrarladı
" Eşhedü enne Lailahe İllallah ve Eşhedü enne Muhammedün Resululla h " dedi
ve İmam efendi onların dini nikahını kıydı tam nikah bittiği anda
Ayşenur Sultan tekrar kelime-i şehadet getirerek ruhunu teslim etti
Muhammed Hasan ve Tarkanalp ağlıyorlardı
Muhammed Hasan Tarkanalp e elini uzattı
Tarkanalp Muhammed Hasanın elini öptü
Muhammed Hasan ona sarıldı ve ağladılar ve bir süre öylece kaldılar
Muhammed Hasan dediki " Tarkanalp oğlum al hanımını kucağına
ve ona son vazifemiz i birlikte yapalım "dedi
ve gözyaşlarıyla Ayşenur Sultanı toprağa verdiler
Tarkanalp geri döndü Karahanlılar Devleti Ordusuna
ve dediki " Ben artık bir Müslümanım ve bir süreliğine
sizlerden ayrı kalacağım dinimi öğrenmek için Babam Muhammed
Hasanın yanında olmam lazım
Orduya mukayyet olun gözüm arkada kalmasın geri döneceğim "
dedi ve tekrar Muhammed Hasanın yanına geldi
ve aylarca onun yanında kaldı ve Arapçayı öğrendi
Kuran-ı kerimi öğrendi ve namazı öğrendi
Tarkanalp artık islamiyet i özümsemiş bir Türk komutandı
ve bir gün Babasına dediki " artık Orduya geri dönmeliyim
ve islamiyet i onlarada anlatmalıyım geri dönermiyim bilemem
" diyerek babasıyla helalleşti ve Türk Ordularının olduğu yere
geri döndü ve ilk etapta Ordusunda ki subaylara
islamiyet i anlatmaya başladı
ve kısa süre içinde tüm Ordu Komutanla rı müslüman oldular
ve komutanla r artık askerlere islamiyet i anlatmaya devam ettiler
ve hızla Ordu içinde islamiyet yayılmaya başladı
aylar geçti aradan ve bir gece yarısı
Türk Ordularının olduğu yere bir Arap savaşçı geldi
ve Tarkanalp onu kabul etti
ve Arap savaşçı şunu söyledi
" Tarkanalp biz bir haber aldık bir kaç gün içinde Çin Orduları
bizim Arap Ordularına saldıracakmış
ve askerleri mizin geneli bir bulaşıcı hastalığa yakalanmış vaziyette
ve Ordumuz çok güçsüz durumda
bu Çin Ordularının saldırısına karşı koyamayac ağız
Baban Muhammed Hasan senden yardım istiyor
bize yardım edermisin Tarkanalp " dedi
Tarkanalp dediki " Savaşçı sen hiç merak etme
Babamada söyle sakın merak etmesin ve üzülmesin
Babama Türk Ordularının Arap Ordularına yardım için
hemen yola çıktığını şimdiden söyle
ben gelene kadarda sakın bir harekette bulunmasın
beni beklesin " dedi
Arap savaşçı yola çıktı ve ardındanda Türk Orduları harekete geçti
ve Tarkanalp bir savaş planı hazırladı
ve Türk Ordularını ön saflara yerleştirdi
ve geri planada Arap Ordularını yerleştirdi
ve Çin Ordusuna saldırdılar
Çin Orduları karşısında Türk Ordularını görünce
daha savaş başlamadan moralmen yıkıma uğradılar
Tarkanalp ve Türk Orduları Arap savaşçılara gerek kalmadan
ön saflarda saldırınca Çin Ordusunu mahvettil er
ve Çin Ordularını yerle bir ettiler Çinli başkomutan
Yang Çeng esir alındı ve Yang Çeng sordu
" Tarkanalp biz Arap Ordularına saldıracaktık
ve Türk Ordularının bu bölgede olduğunu bilmiyord uk
ve sizinle şu an bizim bir husumetim iz zaten yoktu
ve asla size saldırmayacaktık siz nereden geldiniz
ve karşımıza neden çıktınız ve neden Çin Ordularını mahvettin iz
bu savaş sizin savaşınız değildiki neden bizi mahvettin iz "
dedi ve Tarkanalp ona şu cevabı verdi
" Ben bir müslümanım ve Arap ordularının komutanı Muhammed Hasan benim Babamdır
Bizler hepimiz müslümanız Araplarda müslümandır bizlerde
ve Araplar bizim din kardeşimizdir
siz benim Babama ve kardeşime saldırıyorsunuz
ben Babama ve kardeşime dokunanın canını alır
yerle bir ederim " dedi


DİNİ HİKAYE - TARKANALP İLE AYŞENUR SULTAN

HATİCE - KUBRA


http://www.hatice-kubra.tr.gg


ZEYNEP - SOFİ
İZMİR

FORUM GÜNEŞLİ BAHÇE İSTANBUL

DİNİ HİKAYE - TARKANALP İLE AYŞENUR SULTAN

DİNİ HİKAYE - KÜÇÜK HAFIZ KIZ FATMA

http://www.davetci.com/ilginc_khkiz.htm


HATİCE - KUBRA

http://www.hatice-kubra.tr.gg

ZEYNEP - SOFİ
İZMİR

FORUM GÜNEŞLİ BAHÇE İSTANBUL
DİNİ HİKAYE - KÜÇÜK HAFIZ KIZ FATMA


"Azrail, söylediğinden de güzelmiş"

İlkokulu bitirip kursa gelmişti. Ailesi kendi isteğiyle geldiğini söylemişti. Kayıt için adını sorduğumda: "Fatma", dedi. Hiç de çekinmeyen bir tavırla... Ve ekledi: "Eğer hafız yaptırmazsanız kayıt yaptırmak istemiyor um". Böyle tehdit edercesin e konuşması onu yaşından daha olgun gösteriyordu. Tebessümle:"Korkmayın küçük hanım siz isteyin hafız da yaparız, hoca da..." O küçük gözlerinin içi parıldadı birden. Annesi: "-Hoca hanım kusuruna bakma hele sen, ille de hafız olcam der de başka bir şey demez. Bizim köyün hocasından duymuş. Peygamber imiz hafız olanlara cennette tac giydirile cek demiş herhalde. Siz daha iyi bilirsini z ya köylü kafası, biz de bu kadar duyduk anladık. Bu da çocuk işte". "-Tabi teyze ne demek, keşke herkes sizin gibi duyduklarından etkilense de teslim olsa... Siz hiç merak etmeyin kızınız önce Allah'a sonra bize emanet." Kadıncağız elime yapıştı, öpecekken geri çektim, utandım. Tuttum, ben onun elini öptüm. Gözleri yaşardı. "-Hoca hanım bu eller, gözler hep günahlı, asıl sizinkile r öpülmeye layık". "-Estağfirullah teyze", dedim . O ahirette belli olur.

Bu konuşmadan sonra kaydını yaptığımda Fatma'nın Erzurumlu olduğunu öğrendim. Bir an düşündüm. "Küçük nasıl kalacak bu kadar buralarda"... Zaman ilerledik ce Fatma'nın edepli tavırları daha da çok etkiledi beni. Azimliydi . Geceleri uykusunun arasında ayetleri sayıklarken görüyordum çoğu kez. Böyle devam ederken arada bir bana gelip soru soruyordu . Bir gün: -"Hocam hafiz olmak için Kur'an'ı bitirmek mi lazım" diye sordu. Bende: -"Tabii ki hepsini ezberleye ceksin ki "hafız" adını alacaksın". Bu cevabıma çok üzülmüş gibiydi. Bir şey demek istiyordu sanki... Teşekkür etti ve döndü arkasına gitti. Derslerim arasında onlara sürekli Kur'an ezberleme kle işin bitmeyeceğini mutlaka içindekileri uygulamanın gerektiğini hatırlatıyordum. Talebeler den biri: -"Hocam" dedi. "Fatma'nin annesi ona abdestli olmayanın hafizlara dokunamay acağını söylemiş doğru mu?" diye sordu. Çok ilginç doğrusu. Maşallah dedim. "Osmanlı zamanında atalarımız Kur'an'a ve hafıza kıymet verdikler inden öyle yaparmış" dedim. Çok hoşlarına gitmişti bu iş. Hepsi adeta kendileri ni ulaşılması zor, kasa içindeki altın gibi görüyorlardı. "Görsünler" dedim içimden, bu yaşta buralara gelmişler. Allah'ın kelamını ezberliyo rlar,onlara fazla görmem bunu.

Bu arada Fatma ara sıra rahatsızlanıyor ve revirde yatıyordu. Zaman geçtikçe Fatma'nın morali ve sağlığı daha da çok bozuluyor du. Bir gün dersini 2 kez aksatınca sordum. "Ne oldu yoksa anneni mi özledin?" -"Hayır", dedi. -"Neden moralin bozuk? Sık sık ta hasta oluyorsun" dedim. "-Yanlış anlamayın, inanın ki annemi özleyipte gitmek istediğim yok. Burayı çok seviyorum . Allah'ımdan çok korkuyoru m. Buraları terk edersem bana ahirette hesabını sormaz mı? " Bir şey diyemedim . Suçlu bile hissettim kendimi. O küçük kalpte bu ne imandi Ya Rabbi! Onu hayranlıkla izliyordu m. Bir gün çok rahatsızlandı. Doktora götürmek zorunda kaldık. Bir çok tahliller den sonra arkadaşim olan doktor hanım: -"Hoca hanım derhal bu talebeyi ailesinin yanına gönder " dedi. Şaşkınlıkla:"Neden?" diye sordum. Bana: -"Belki üzülecek hatta inanmayac aksin ama, bu talebe "KANSER". Adeta başımdan aşaği kaynar sular dökülmüştü. Sanki her tarafımı şefkat sarmıştı. Hastahane den ayrılırken Fatma'ya hiç bir şey diyemedim . Oysa anlamış gibi bana sorular sorup dikkatimi dağıtmaya çalışıyordu. Kulağıma egilerek "hocam" dedi. "Azrail insanların canını alırken nasıldır?" Ağlamamak için zor tutum kendimi: -"Güzel bir surettedi r, mü'min kullara", dedim Sevindi, sanki mırıldandı: "-Belki hafız olamam ama Elhamduli llah mü'minim." diye. Şimdi anlamıştım, bana önceden sormuş olduğu soruyu. Demek ki hastalığını biliyordu . Hafız olmak için Kur'an'ı bitirmek gerektiğini söylediğimde neden üzüldüğünü şimdi anlamıştım.

Bir kaç gün sonra eşyalarını hazırlamaya başladık. Çünkü dayanılmaz acılar içinde olduğunu görüyorduk. Evine gitmesi gerekiyor du. Ailesi geldi. Fatma yanıma gelerek: -"Bana kızmadınız değil mi? Eğer söyleseydim belki kursa almazdınız", -"Ne demek! nasıl kızarım sana: dedim. "Hem sonra, sakın üzülme hafızlığımı bitiremed im diye. Bu yola girdin ya, Rabbim seni hafızlar zümresinden yazmıştır inşallah", dedim, Öyle sevindi ki! sarıldı boynuma: -"Gerçekten ben şimdi hafız sayılırmıyım? Anne bak duydun değil mi?" Ya Rabbi bu ne aşktı. Rabbimin hikmeti tecelli etse de iyi olsaydı şu Fatma, ne güzel bir kul olurdu. Böylece Fatma'yı gözyaşları ile Erzurum'a uğurladık. Çok geçmedi. Bir iki hafta sonra ailesi ağırlaştığı haberini verdi. Bu bir iki hafta içinde ondan iki mektup almıştım. Bana hep hafızlık tacını merak ettiğini, rüyalarına bile girdiğini yazıyordu.

Bir gün sabah namazından sonra telefon çaldı. Fatma'nin annesiydi karşımdaki ses. Ağlamaklı bir sesle:-"Hoca hanım Fatma'yı uğurladık. Rica etsem bir hatim okurmusun uz?" deyince ben de dayanamadım ağlamaya başladım. Annesi beni teselli edercesin e telefonu kapatmada n: -"Size ölmeden önce şunu söylememi istedi", dedi. Hıçkırarak: "Anneciğim hocama söyle, Azrail söylediğinden de güzelmiş.". "Ey Rabbim; senin kelamın için yanıp tutuşan, yoluna yapışıp kelamına SIMSIKI sarılan kulunu, sen son nefesinde yalnız bırakır mısın hiç?"



DİNİ HİKAYE - KÜÇÜK HAFIZ KIZ FATMA

HATİCE - KUBRA

http://www.hatice-kubra.tr.gg

ZEYNEP - SOFİ
İZMİR

FORUM GÜNEŞLİ BAHÇE İSTANBUL
http://www.davetci.com/ilginc_khkiz.htm
 
 
 
DİNİ KISSA - DERGAHTA KATİL DERVİŞ BAYBARS

KAREN - KONYA

FORUM İSLAMİYET YOLUNDA İSTANBUL 2007

http://www.karen-mevlana.tr.gg

Mevlana Celaleddi n-i Rumi ( k.s ) Hazretler ini
bir dönem Konyanın asayişinden sorumlu kılmışlar
ve göreve başlamış aylar geçmiş
Konyanın mahallele rinde dolaşan azılı bir katil varmış
ismi Baybars olan bu katili yakalamak mümkün olmamış
meyhanele rde mekan tutmuş Baybars
Baybarsın yüreğinde kin ve nefretten başka bir şey hiç olmamış
zerre kadar insanları sevmiyorm
dokuz kişiyi öldürmüş bıçakla delik deşik etmiş
yüzüne bakınca ondan herkes korkar kaçarmış
göz göze geldiği insanlar
onun gözlerindeki dehşetten korkar
ona bakamazla rmış
Baybarsın yüreğinde en ufak acıma duygusu ve merhamet yokmuş
ve bir gün nihayet zaptiyele r Baybarsı güçlükle yakalamışlar
ve Mevlana Celaleddi n-i Rumi Hazretler inin huzuruna çıkarmışlar
zaptiyele rden birisi demişki
" Ey bu şehrin asayişinden sorumlu Efendimiz
Mevlana Celaleddi n-i Rumi Hazretler imiz işte katili yakaladık
ellerini kelepçeledik huzuruna getirdik ismi Baybarstır
idam fermanını verin bu azılı katilin
dokuz kişiyi hiç acımadan bıçakla delik deşik etti
ve çok tehlikeli dir ve onunla bir arada bir odada kalmak bile
çok tehlikeli dir ne zaman ne yapacağı asla belli olmaz
kalleşçe arkadan saldırır ve hiç acımadan bıçaklar insanı
onu yakaladık nihayet ellerini kelepçeledik
huzuruna getirdik ve biliyor idam edileceğini
bakın zangır zangır titriyor hem sinirden hemde idam korkusund an
kaçmaya çalışacaktır ve çervesine kan kusturaca ktır
onu bir an önce yargılayın ve atalım mahzene
sonrada idamına ferman verin sabaha asalım " dedi
Mevlana Hazretler i ise o sırada camdan dışarıya ufuklara bakıyormuş
bir dua dilinde ve gözlerinde bir kaç damla yaş
boynu bükük şekilde uzaklara bakıyormuş
zaptiye yinelemiş sözlerini
ve Mevlana Hazretler i " çözün ellerini Baybarsın ve bizi yalnız bırakın
dışarı çıkın kapıyıda örtün " demiş
zaptiye " hayır olurmu efendim onunla sizi yalnız bir odada
bırakamayız ve ellerinid e çözemeyiz onun " demiş
Mevlana Hazretler inin gözü camdan uzaklarda ve
" Ey Can bu kardeşimizin ellerinde ki kelepçeyi çözün
ve bizi onunla yalnız bırakın ve dışarı çıkın kapıyıda örtün " demiş
zaptiye ikinci kez Mevlana Hazretler i aynı şeyi söyleyince
çaresiz Baybarsın ellerini çözmüş ve dışarı çıkıp kapıyı kapatmış
ve kapının dışında yine tetikte içeriden gelecek haberi
beklemeye başlamış
o an Baybarsın gözlerinde şimşekler çakıyormuş
ve idam edileceğini düşündüğünden içinde kin ve nefret dahada artmış
ayakta belkiyorm uş Baybars
ve kendini onunla başbaşa elleri çözük halde bırakan kanun adamı
Mevlana Hazretler inin yüzünü görüp gözlerine bakıp
içindeki nefteti hiddeti ve kini bakışlarıyla ona hissettir eceği
anı beklemeye başlamış
ve karşısında ona idam fermanını verecek
bir kanun adamının sert bakışına karşı
daha bir sertlikle bakacak gözlerle ona bakmak gayesiyle
içindeki telaş korku nefret dahada yükselmeye başlayarak
beklemiş ve içinden " bir göz göze gelelim hele
nasılki sen bana sertlikle bakarsan
ondan daha sertlikle sana bakacağım ve korkacaksın " diye
düşünürken Mevlana Hazretler inin gözünde yaş camdan bakıyormuş
ve Mevlana Hazretler i ona sırtı dönük vaziyette ymiş
Baybars içindeki öfkeyle yüzündeki nefret ifadesiyl e
ve gözlerindeki o merhamets iz bakışıyla bakmaktay mış
sanki belinde bir hançer var ve Mevlanaya arkadan saplayaca k
bir kindar ifadeyle Baybars ona bakmaktay mış
Mevlana Hazretler i nihayet camdan dışarı bakmayı bırakmış
ve yüzünü dönmüş
göz göze gelmişler katil Baybars ile ve Baybars karşısında birden
Mevlana Celaleddi n-i Rumi Hazretler ini görmüş
boynu bükük çaresiz takatsiz bir hali varmış
yüzünde ağlamaklı bir ifade gözlerinde iki damla yaş
ve Mevlana Hazretler i "
Buyur hoşgeldin can kardeşim
korkma inşallah buyur otur ayakta kalma
açmısın yemek getireyim su istermisi n içireyim " demiş
Baybarsın bu kanun adamının karşısında birden bakışları düşmüş
gözlerindeki o şimşek bakışlar karşısında Mevlananın
yalvaran ve ağlamaklı gözlerine bakarak şaşırmış korkmuş
böyle bir yüz ifadesi bu derece boynu bükük birisi
ve ağlamaklı yaşlı gözleri ilk kez görüyormuş
yüreğinde anlayamadığı bir üzüntü ve korku başlamış
hiç daha önce böyle bir üzüntü ve korku hissetmed iğini düşünmüş
ve titremeye başlamış
Mevlana Celaleddi n-i Rumi Hazretler i
zaptiyele re seslenmiş " Canlar su ve yemek getirin " demiş
zaptiyele r şaşkın bir şekilde kapıyı açmışlar
ve su ile yemek getirmişler ve tekrar dışarı çıkmışlar
Mevlana Celaleddi n-i Rumi Hazretler i
katil Baybarsa elleriyle suyunu içirmiş
çünkü Baybarsın elleri titriyorm uş ve Mevlana Hazretler i
Baybarsa elleriyle yemeğini yedirmiş
bu olaydan aylar sonra Konyaya İrandan bir Mevlevi gelmiş
ve Mevlananın dergahına giden sokaktan geçerek
dergaha gideceği sırada yolun ortasında bir adamı görmüş
ve kıyafetinden onun bir derviş olduğunu anlamış
ve derviş ağlıyormuş ve eliyle yolun ortasındaki bir şeye
dokunduğunu ve hıçkırıklarla ağladığını
sonra yolun kenarına geldiğini ve oturup yolun kenarındaki
bir şeye bakıp ağladığını görmüş ve merak etmiş
İranlı mevlevi dervişe yaklaştığında yolun kenarında olan şeyin
bir karınca olduğunu görmüş ve bir anlam verememiş
ve düşünmüş İranlı mevlevi içinden demişki
" yoldaki karıncayı kenara alıp onu ezilmekte n kurtaran bu adam
nasıl bir dervişki karınca karşısında iki gözü iki çeşme
hıçkırıklarla ağlıyor nasıl bu kadar yüreği yufka
bu nasıl bir Allah aşkıdır ve bu nasıl bir merhamett ir " demiş
ve o sırada yoldan geçen iki mevleviye gözü ilişmiş
onlara koşmuş ve sormuş " Ey canlar şu yoldaki karıncaya bakıp
saatlerdi r ağlayan derviş kimdir " diye sormuş
mevlevile r elleriyle ileriyi göstermişler
İranlı mevlevi bakmışki iki derviş yanyana ağlayarak yürüyor
ve sormuş tekrar " nedir bunun hikmet-i ilahisi canlar " demiş
mevlevile r demişki " ey can o yolda yanyana ağlayarak yürüyen
iki derviş ile yolun kenarında karıncaya bakıp ağlayan derviş
aynı meslektaştı zamanında " demiş
İranlı mevlevi sormuş " nasıl yani " demiş
mevlevile r " onlar Konyanın en azılı katilleri ydi
bu yolun kenarındaki katilin ismi Baybarstır
zamanında dokuz kişiyi bıçakla delik deşik etmişti " demiş
İranlı mevlevi şaşırmış " bu nasıl olur canlar
bu kadar yufka yürekli derviş nasıl katil olur
yada katilden böyle gözü yaşlı derviş nasıl olur " demiş
mevlevile r demişki " ey can onların katil olduğu dönemde
Konyanın asayişinden sorumlu kanun adamı
Mevlana Hazretler iydi ve işte onun huzuruna ön kapıdan
yüreğinde kinle gözlerinde kin ve nefretle
elindeki kanlı bıçağıyla katil olarak girenler
arka kapıdan gözü yaşlı derviş olarak çıktılar " demiş


DİNİ KISSA - DERGAHTA KATİL DERVİŞ BAYBARS

KAREN - KONYA

FORUM İSLAMİYET YOLUNDA İSTANBUL 2007

http://www.karen-mevlana.tr.gg


DİNİ HİKAYE - ALAATTİN CAMİSİNDEKİ EĞRİ SÜTUNLAR

AHMET HÜSEYİN DOĞU

FORUM İSLAMİYET YOLUNDAYI Z 2008 İSTANBUL

http://www.social-worlds.tr.gg

ALAATTİN CAMİSİNDEKİ EĞRİ SÜTUNLAR

Konyaya ilk gidişimdi ve günlerden cumaydı
Mevlana Celaleddi n-i Rumi ( k.s ) Hazretler inide ilk kez
ziyaret edecektim ve bu yüzden çok heyecanlıydım
içimde bilemediğim bir hüzün ve sevinç vardı
ezan okunuyord u ve bir yerde cuma namazını kılmalıydım
ve yakında tepede görülen camiye baktım
Selçuklu eseri olduğunu duyduğum Alaattin Cami tepedeydi
adına Alaattin camisi denilen camiye koştum
cuma namazını eda ettik
ve dikkatimi bir şey çekti camideki bütün sütunlar
bir yöne doğru ve aynı istikamet e doğru eğilmiş vaziyette ydi
sanki deprem yada toprak kaymasımı olmuştu zamanında
namaz çıkışında caminin imamına bunu sordum
" yani depremmi oldu zamanında acaba " dedim
bana dediki " genelde bunu pek kimse sormaz
daha doğrusu dışarıdan gelenleri n acaba dikkatini çekmiyormuki
sanırım çeksede sormuyorl ar senin gibi deprem geliyor akıllarına
galiba " dedi bende anlamaz bir ifadeyle baktım
adının Hasan olduğunu öğrendiğim İmam Hasan efendinin yüzüne
boş boş baktım ve dediki " sana bir hikaye anlatacağım beni dinle
ve doğrumu bende bimiyorum
sen doğrumu yalanmı fikir yürütme
ben sadece bir İmam kardeşimizden
duyduğumu sana aktarayım sende dinle " dedi
bende oturdum oradaki bir ağaç kanepeye
yanımada Hasan hoca oturdu ve dinlemeye başladım
Hasan hoca dediki " Selçuklu zamanında
Mevlana Celaleddi n-i Rumi Hazretler i
tıpkı Peygamber imiz Hz.Muhamm ed s.a.v Efendimiz in
cuma günleri huzuruna gelenleri özel davet ederek dertleştiği
ve kalplerin e nur yüzlerine tebessüm aktardığı gibi
Mevlana Hazretler ide cuma günleri uzaktan gelen mevlevile ri
huzuruna kabul eder dertleşirmiş ve kederleri ni paylaşırmış
kalplerin i yumuşatır ve yüreklerine ümit ve huzur verirmiş
yaşama sevinci ve tövbelerle günahlardan arınmak için
sabır ve takat aşılarmış
ve yüzü gülerek Konyadan ayrılmalarını
ve içlerinde yaşama sevinciyl e
hayatın sıkıntılarına direnme gücünü aşılarmış
ve nereden geldilers e orada bu yalan dünyanın imtihanına
bu moral ile devam etmelerin i sağlarmış
ruhu daralanla r Mevlananın huzuruna gelir
ve huzura çıkarken sağ elini göğsüne koyar
hafifce öne eğilir ve bu derviş selamıyla
Mevlananın huzuruna girer
ve yine bu derviş selamıyla huzurdan çıkarlarmış
ve o günlerde İranda bir mevlevi ağlıyormuş
Rabbine çok dua ediyormuş ve diyormuşki
" Rabbim yüreğimdeki sıkıntıları
Mevlana Celaleddi n-i Rumi hazretler ine aktarmamı
bana nasip eyle Allahım bana Konyaya gitmeyi nasip eyle
ve Mevlana Hazretler inin huzuruna girerken
o derviş selamıyla girmeyi
çıkarken derviş selamıyla çıkmayı nasip eyle Rabbim
bana Mevlananın huzurunda eğilmemi nasip eyle Rabbim "
diyerek dua ediyormuş ve aylarca dua etmiş
tek dileği Mevlananın bir kez olsun huzuruna erişmek
o derviş selamıyla huzurunda eğilmek dilermiş
aylarca böyle gözü yaşlı dua etmiş ve bir gün nasip olmuş
aylar sonra Konyaya gelmiş günlerden cuma imiş
ve cuma namazı için ezan okunduğunda
içinden " Allahım cuma namazını eda edecek
yakındaki bir camiye beni eriştir ve cuma namazını kılayım
sonrada Mevlana Hazretler inin huzuruna derviş selamıyla varayım
Rabbim sana şükürler olsun dualarımı kabul ettin
beni Konyaya eriştirdin ve şimdide cuma namazını eda edip
benim Mevlananın huzuruna derviş selamıyla erişmemi
nasip eyle Rabbim " diye dua ve niyazda bulunmuş
ve gözleri yakındaki bir camiyi aramış
ve tepedeki Alaattin camisine gözü ilişmiş ve tepeye çıkmış
camiye girmiş ve içindeki büyük bir sevinçle ve heyecenla
cuma namazını kılmış ve kalbi küt küt atıyormuş
huzurda eğileceği ana kavuşmaya az kaldığı için
yüreğindeki sevinç ve heyecan dahada artmış
ve cuma namazı bittiğinde
bir an evvel huzurda eğilmeye erişmek için
caminin kapısına çıkışa yöneldiğinde
kalbindek i heyecan dahada artmış
ve caminin kapısından adımını dışarı attığı anda
artık kalbi daha fazla bu heyecana dayanamamış ve adımını atar atmaz
kalbi durmuş ve oracığa yığılmış ve vefat etmiş
ve İranlı mevleviyi Konyada defnetmişler ve kimse ne için geldiğini
nasıl vefat ettiğini ve nasıl bir heyacan yaşadığını nasıl kalbinin durduğunu
nasıl dua ettiğini ve nasıl Rabbinin onun duasını kabul ettiğini
ve asıl niyetinin ne olduğunu ve nasıl huzurda saygıyla eğilmek için
dua edip ağladığını bunu nasıl istediğini kimse o an bilememiş
ve aradan yıllar geçmiş Mevlana Hakka yürümüş bir gün
Alaattin camisinde cuma namazı kılınırken
büyük bir gürültü başlamış ve sanki deprem oluyor gibi
cami sallanmay a başlamış ve İmam selamı verinceye kadar bu sürmüş
ve İmam selamı verdiği an sallantı durmuş ve cemaat şaşırmış
korkmuş ne olduğunu anlayamamış ve bakmışlarki
caminin içindeki bütün sütunlar eğrilmiş
aynı yöne doğru eğrilmiş ve bu eğriliş İmam selamı verinceye kadar
devam edip selam verilmesi yle birlikte sütunlar eğildiği haliyle kalmış
cemaat şaşkınlık ve korkuyla camiyi terk etmiş ve dışarı çıkmış
ve bunun neden kaynaklan dığını araştırmak için
uzmanlard an oluşan bir heyet Konyaya davet edilmiş
ve heyet incelemey e başlamış
ve heyet incelemey e devam ederken bir toplantı yapılmış
ve bu sütunların neden eğildiğini heyet kendi arasında tartışmış
tartışmanın sebebi ise sütunların eğilmesi için
net bir şekilde akılcı ve bilimsel verilere dayalı bir sebebin
ortaya çıkarılamamasıymış ve tartışmalar günlerce devam etmiş
deprem uzmanı raporunda bu sütunların eğilmesinin
bir depremden dolayı yada bir yer sarsıntısından dolayı
olamayacağını çünkü bu bölgenin Türkiye deprem haritasında
beyaz bölge olduğunu ve geçmişte bu tür bir sarsıntının
kaydedilm ediğini ve bu sarsıntıyı ortaya çıkaracak şekilde
ve güçte fay hatlarının bu caminin olduğu bölgeden geçmediğini
açıklamış yani depremle ilişkisinin olamayacağını belirtmiş
sanat tarihi uzmanı ise
bu tepenin selçuklu yapı tekniğiyle inşa edildiğini
ve bu tepenin suni bir tepe olduğunu
ve sert toprak ve kayalarla tepe haline getirildiğini
asıl yeryüzü zeminiyle bağlantısının olmadığını
sonradan suni olarak oluşturulan bir tepe olduğunu
ve kaymadan dolayı sütunların eğilebileceğini
ancak bu tür selçuklu yapı tekniği ve mimarisiy le
yapılmış eserlerin sağlam ve dayanıklı olduğunu
ve daha önce bu tür yapılan eserlerin hiç birinde
böyle bir kaymanın tesbit edilemediğinden dolayıda
bu sütunların eğrilmesinin net bir şekilde
kaymadan dolayı olabileceğini söylemenin güç olduğunu belirtmiş
o sırada deprem uzmanıda kaymanın
şu anki araştırmalara dayanılarak
net bir sebebinin ortaya sürülemeyeceğini belirtmiş
inşaat yüksek mühensidi ise
tepenin ve caminin statik hesaplama larına göre
bu sütunların camiyi gayet iyi taşıyacak güçte olduğunu
ve zeminden kaynaklan an bir nedeninde bu hesaplama larla
oraya çıkarılamayacağını ve kayma olsa bile
ve sütunlar eğrilse bile şimdiki eğildiği yöne değil
tam ters istikamet te olması gerektiğini açıklamış
ve heyet bu sütunların eğrilmesinin gerekçesini
net olarak ikna edici bilimsel açıklamalarla ortaya çıkaramamış
aradan günler geçmiş ve heyet araştırmaya devam etmiş
o sırada şeb-i aruz töreni için farklı yerlerden
Konyaya bir sürü mevlevi gelmiş
ve İrandan gelen bir mevlevi kaldığı otelde
gece yarısı bir rüya görmüş
ve rüyasında Şemsi Tebrizi Hazretler ini görmüş
ve mevleviye demişki " heyete söyleyin
Konyayı terk etsinler çünkü araştırmaları sonucu
bir şey bulamayac aklar
bazı ilim adamlarının bazen Allah dostlarının hallerini
tasavvur edemeyeceğini
o yüzden ilimle bunun açıklanamayacağını " söylemiş
mevlevi sormuş " peki sütunlar neden eğrildi " demiş
Şemsi Tebrizi Hazretler i ise " ey can
zamanında İrandan bir mevlevi Konyaya geldi
ve o bir Allah dostuydu ve Rabbine çok dua etmişti
Konyaya gelip Mevlananın huzurunda eğilmeyi
Rabbinden dilemişti ve çok dua etmişti
Allah c.c onun duasını kabul etmişti
ama İranlı Allah dostunun ömrüde nihayete ermişti
ve Allah c.c İranlı Alah dostunun duasını kabul ettiğini
Alaattin camisinde ki sütunları Mevlananın huzurunda
eğilinen yöne doğru eğerek bu Allah dostuna
duasını kabul ettiğini ruh-i zemininde gösterdi
ve İranlı Allah dostu bunu ruh-i zemininde hissetti
Allah duaları kabul edendir
ve sabredenl ere sabırlarının karşılığını verendir
vakti saati o zamandı ve Allah o zaman gösterdi
ama bunu heyete anlatma inanmazla r
ve Allah dostlarıda bu yüzden incinir " demiş
ve işte İmam Hasan hoca lafını bitirdi ve bana dediki
" işte kardeşim bana bu hikayeyi İsmail isimli
imam kardeşim anlatmıştı İsmail geçen sene vefat etti
Hakka yürüdü ve bu İmam kardeşimizin anlattığı bu
hikaye hakkında ben asla doğrudur veya yanlıştır diye
hüküm vermedim ve ben bunun hükmünü verememde
doğruyu yanızca Allah bilir sen sordun ben anlattım"
dedi ve ben daha sonra Konyadan ayrıldım
ve ikinci gelişimde Hasan hocayı göremedim
ve Alaattin camisinde görev yapan başka bir imam vardı ismi Ahmet
ve Hasan hocanın vefat ettiğini söyledi
ve o imamada aynı soruyu sordum
" sütunların neden eğrildiğini biliyormu sun " dedim
bana " hayır bilmiyoru m bu konuda bir bilgim yok " dedi bende
" peki bu konuda bilgisi olan kimdir
varmı tanıdığın öyle birisi "dedim
ve İmam Ahmet " bugün soruşturayım yarın gel bilgi vereyim " dedi
ertesi gün gittim Ahmet hocanın yanına
" çok araştırdım
ama malesef
bu konuda bilgisi olan yok kardeşim "dedi
bende Hasan hocanın bana anlatıklarını
Ahmet hocaya anlattım
Ahmet hoca
güldü " doğruyu Allah bilir " dedi


DİNİ HİKAYE - ALAATTİN CAMİSİNDEKİ EĞRİ SÜTUNLAR

AHMET HÜSEYİN DOĞU

FORUM İSLAMİYET YOLUNDAYI Z 2008 İSTANBUL

http://www.social-worlds.tr.gg

ALAATTİN CAMİSİNDEKİ EĞRİ SÜTUNLAR

MEVLEVİ ŞEYHİ ABDÜLHEKİM EFENDİ
VE MÜRİTLERİ

ALLAH SEVDİĞİNE KEDER VERİR

AHMET HÜSEYİN DOĞU

FORUM GÜNEŞLİ BAHÇE İSTANBUL 2010

http://www.social-worlds.tr.gg



Bir gün mevlevi dergahında mevlevile r
iki gözü iki çeşme oturmuş ağlıyorlardı
ve Mevlevi Şeyhi Abdülhekim Efendi içeri girdi ve baktıki müritler ağlıyorlar
ve sordu " canlar ne oldu neye canınız sıkkın
ailenizim i özlediniz buyrun izin verelim gidin görün
birisi burada canınızımı sıktı çağıralım konuşalım
bir hal çaresine bakalım sağlığınızmı bozuk hekim efendiyi çağıralım
nedir derdiniz ne sıkıntınız var neden ağlıyorsunuz " dedi
müritlerden birisi cevap verdi " şeyhim
burada kimse bizim canımızı sıkmıyor
ve ailemizi özlediğimizde biz gidiyoruz veya onlar ziyarete geliyorla r
buradan memnunuz ve burada çok mutluyuz
hiç bir derdimiz sıkıntımız yok " dedi
Mevlevi Şeyhi Abdülhekim Efendi gülümsedi
ve dediki
" Galiba anladım sizin üzüntünüzü hiç bir derdiniz yok sıkıntınız yok evet
ve Allah sevdiği ve hatırladığı unutmadığı kullarına sıkıntı verir
ve o sıkıntıylada kendisini hatırlatır değilmi ama sıkıntınız yok sizin
ve Allahın sizleri unuttuğunu düşünüyorsunuz haklısınız
işte acı hüzün ve gözyaşı Allaha ulaştıran köprüdür
gözyaşı sevgi ve merhamett ir ve acısız sıkıntısız Allaha ulaşılamaz
ve Allah sevdiği kullarına acı ve sıkıntıyı bu dünyada verirki
ahirettek i günahlarına bu dünyadaki sıkıntılar kefaret olsun
ve yalan dünyada verilen acılarla dökülen gözyaşlarıda
cehennem narını söndürecek ab-ı hayat olsun inşallah
ve Rabbim sıkıntıyı kederi
elbette sevdiği kullarına verir ve sabrınıda verir
ve kul tevekkül ve tefekkürü sıkıntıyla öğrenir
sıkıntıdaki kul Rabbine dua eder
ve sıkıntısını dile getirirke n Rabbiyle birlikte olur ona yakınlaşır
sıkıntı her zaman hayrdır
ve hem bu yalan dünyada Allaha yakınlaştırır hemde ahirette günahlara kefaretti r
bilinki bu dünyada şen şakrak neşeyle yaşayan
Allahın unuttuğu kimselerd ir
Rabbimizd en gelen herşeye amenna
ve sadakna " dedi




MEVLEVİ ŞEYHİ ABDÜLHEKİM EFENDİ
VE MÜRİTLERİ

ALLAH SEVDİĞİNE KEDER VERİR

AHMET HÜSEYİN DOĞU

FORUM GÜNEŞLİ BAHÇE İSTANBUL 2010

http://www.social-worlds.tr.gg
 







SELAHATTİN EYYUBİ VE CUMA GÜNÜ

AHMET HÜSEYİN DOĞU

FORUM GÜNEŞLİ BAHÇE İSTANBUL 2010

http://www.social-worlds.tr.gg

Kudüs haçlılar tarafından işgal edildiği dönemde
Eyyubiler Devleti Ordu Komutanı Selahaddi n Eyyubi
Kudüsü fethetmek için yola çıkmıştı günlerden cuma idi
ve Kudüse az bir yol kala uzaktaki bir camiden ezan sesi duyuldu
ve Selahaddi n Eyyubi orduyu durdurdu
" Arslanlarım Kudüs ufukta görülüyor
ve bugün cuma ve uzaktan ezan sesi duyuluyor
ezan sesinin geldiği o camide cuma namazımızı eda edip
Kudüs üzerine fetih yoluna devam edelim inşallah "
dedi ve Ordu camiye yöneldi
ve camiye girdikler inde imam efendi vaaz veriyordu
vaazın konusu " cuma gününün mübarekliği " idi
namaz kılındı dualar edildi
ve camiden çıkıldığı sırada imam efendi yine vaaza başladı
vaazın konusu yine aynıydı " cuma gününün mübarekliği "
ve Selahaddi n Eyyubi emir erine dediki
" Arslanım rahatsız etmeden İmam efendiye söyle
vaazı bitip cemaat gidince yanıma gelsin " dedi
vaaz bitti cemaat dağıldı İmam efendi dışarı çıktı
Selahaddi n Eyyubi atından indi imam efendinin yanına geldi
ve dediki " İmam efendi bugün günlerden cuma
Allah razı olsun senden bize cumayı kıldırdın
ve bir vaaz veriyorsu n " cuma gününün mübarekliği "
Peygamber imiz Hz.Muhamm ed s.a.v Efendimiz
neden cuma günü için mübarektir buyurdu "dedi
imam efendi açıkladı " cuma günü toplantı günüdür "
dedi Selahaddi n Eyyubi sordu " kim toplanıyordu
ve neden toplanılıyordu " dedi
İmam efendi anlattı " halk ile din adamları
ordu ve devlet adamları toplanıyorlardı
ve ordu komutanla rı yeni fethedile cek yerler için
din adamlarının duasını alıyordu
halk ise devlet adamlarına çözülecek meseleler ini
anlatıyordu ve devlet adamlarıda çözüm için
deftere not alıyorlardı ve din adamlarıda
halkın sorduğu sorulara cevap veriyordu
sonrada toplantı bitiyor ve cemaat hep birlikte
namaza duruyorla rdı " dedi
Selahaddi n Eyyubi yumruğunu sıktı ve imam efendiye vurdu
" İmam efendi Allah razı olsun senden
cumanın mübarekliğini güzel anlattın
peki anlatmakl a kaldın nerede amelin
hani bugün toplantı günüydü
halkın suallerin e cevap verecekti n hani verdinmi
derdini dinleyece ktin onların dinledinm i
ve ben Ordu komutanı olarak Kudüsün fethi için
senden hayr dua almaya gelmiştim
ama sen yüzüme bile bakmadın imam efendi
bu Ordu neden burada niyetimiz nedir sormadın
İmam Efendi Peygamber imiz Hz.Muhamm ed s.a.v
Efendimiz darül-harpten darül-islam geçene kadar
2 yıl cuma namazı kıldırmadı neden biliyormu sun
çünkü Allahın hükümleriyle idare olunamaya n beldede
cuma namazının mübarekliği olmaz imam efendi
ve Kudüs işgal altında ve haçlı bayrakları dalgalanıyor
ve Allahın hükümleriyle idare olunamaya n bir belde oldu
şimdi vaaz zamanı değil fetih zamanı İmam efendi
al kılıncı eline atla atımın terkisine
önce fethedeli m islam sancağını dikelim
sonra ömer camisinde seni bekliyoru m vaaz için
" cumanın mübarekliği " vaazını o zaman verirsin
şimdi vaaz zamanı değil fetih zamanı İmam efendi
dedi ve kudüse fetih için gidildi
Kudüs fethedild i ve Selahaddi n Eyyubi
Orduyu Kudüs Ömer camisinde topladı İmam efendiyi çağırdı
ve vaaz yapıldı vaazın mevzusu " cuma gününün mübarekliği " idi


SELAHATTİN EYYUBİ VE CUMA GÜNÜ

AHMET HÜSEYİN DOĞU

FORUM GÜNEŞLİ BAHÇE İSTANBUL 2010

http://www.social-worlds.tr.gg

                       
DİNİ HİKAYELER LİSTESİ

                        
http://www.google.com.tr/#hl=tr&gs_rn=1&gs_ri=serp&pq=dini%20hikayeler&cp=6&gs_id=31&xhr=t&q=D%C4%B0N%C4%B0%20Hikayeler&pf=p&sclient=psy-ab&oq=D%C4%B0N%C4%B0+H&gs_l=&pbx=1&bav=on.2,or.r_gc.r_pw.r_qf.&fp=b8386fc81f506523&bpcl=40096503&biw=1008&bih=602

http://www.biriz.biz/hikaye/
http://www.islamihikayeler.com/
http://www.islamiyet.gen.tr/dini_hikayeler/hikayeler.php
http://www.dinihikayeler.org/
http://www.canim.net/hikaye/13-Dini_Hikayeler-kategorisi.html
http://www.gramerimiz.com/dini_hikayeler.htm
http://www.islamkent.com/modules.php?name=Hikaye
http://www.ahdevefa34.tr.gg


HAZRETİ ÖMER VE NUŞİREVAN

Hazreti Ömer ve Sa'd İbni Vakkas Hazretler i, İran'a at satmaya gitmişlerdi. İran'a vardıkları zaman şehrin girişinde cirit oynayan bir kısım genç görüp, seyre daldılar. Bir ara yabancıların kendileri ni seyretmek te olduğunun farkına varan gençlerden birisi yanlarına gelip "Bedeviler" gibi sözlerle hakaret ettikten sonra, satmak için getirdikl eri ve üzerine bindikler i Arap atlarını ellerinde n zorla aldılar.

Hazreti Ömer ve Sa'd ibni Ebi Vakkas Hazretler i ticaret maksadıyla geldikler i şehre meyüs ve mükedder vaziyette girdiler. Yanlarında yiyecek bir şeyleri olmadığı gibi paraları da kalmamıştı. Aç susuz akşam olmasını bekledile r. Akşam olunca da bir hana vardılar. Kapıdan girer girmez hancı, misafirle rin yabancı olduğunu ve üzüntülü olduklarını anladı. Neden üzüntülü olduklarını sordu. Hazreti Ömer daha üzüntülü görünüyordu. O hiç konuşmadı. İbni Vakkas Hazretler i ise başından geçenleri hancıya dert yanarak anlattı. Hancı misafirle rini dinledikt en sonra:

- Siz kederlenm eyin, bizim hükümdarımız son derece âdildir. Ya atlarınızı buldurur, yahut bedelini tazmin eder. Sizin anlattığınıza göre elinizden atları alan hükümdarın kendi oğludur. Ama o mutlaka bu meseleyi halleder, diyerek teselli verdikten sonra:

-Her sabah hükümdarımız pazar yerinde halkın önünden geçer ve halk ona dert ve dilekleri ni bildirirl er. O da ne icap ediyorsa hemen yapar. Siz sabahleyi n hemen pazar yerine gidin vaziyeti anlatın dedi.

Sabah, Hazreti Ömer ve arkadaşı pazar yerine çıkıp hükümdarı beklemeye başladılar. Biraz sonra hükümdar yanında tercümanları olduğu halde geldi. Herkes nesi varsa açık açık söylüyor o da gerekeni hemen orada yapıyor veya yapılmasını emrediyor du. Sıra Hz. Ömer ve İbni Vakkas'a geldi. Onlar da başlarından geçenleri anlattılar, atlarının bulunup geri verilmesi ni dilediler . Hükümdar bunları dinleyinc e yüzü çok asıldı ve üzüntülü olduğu her halinden belli idi. Bir kese altın verdi ve atlarının da bulunacağını söyledi. Hükümdar tercüman vasıtası ile konuşuyordu, tercüman ise atı alanların hükümdarın oğlu olduğunu söylememişti. Hazreti Ömer ve Ebû Vakkas Hazretler i yine akşam kaldıkları hana geldiler. Bu sefer yanlarında paraları da vardı, karınları da toktu. Hancının parasını verdiler, o gece de orada kalıp sabahleyi n yola çıkmayı düşünüyorlardı. Hancı ne olduğunu sordu. Onlar hükümdarla görüştüklerini ve atları bulacağını söylediler, dedi.

Hancı birden öfkelendi ve:
-Demek kendi oğlu olduğu zaman iş değişiyor, dedi. Sabah oldu bu sefer hükümdarın karşısına hancı çıkıp:
-Hükümdarım, suçu işleyen başkası olur ceza verirler de, sizin oğlunuz olursa cezasız kalır öyle mi? dedi.
Nuşirevan bunu duyunca rengi değişti ve çok sinirli olduğu besbelli idi:
-At sahipleri yarın şehir terk etsinler. .. Fakat biri şehrin kuzey, biri güney kapısından çıksın dedi.

Sabah oldu ve atların değerinden fazla para verdi. Hazreti Ömer ve Ebû Vakkas Hazretler i şehri terk ediyorlar dı. Bir de ne görsünler, şehrin bir kapısına atı alan genç, diğer kapısına ise hükümdara yanlış bilgi veren tercüman asılmışlar ve ölmüşler bile...

Fakat ne yazıktır ki, adaletiyl e meşhur bu hükümdara iman nasip olmamış ve Efendimiz ((S.A.V).) imansız gittikler ine teessüf ettiği isimler arasında bunu da saymıştır.

Aradan zaman geçti, Hazreti Ömer Halife-i İslâm, Sa’d ibni Ebi Vakkas ise Mısır valisi oldu. Mısır’ı İslamlaştırma ameliyesi nde bir de cami yapılacaktı. Bu camiye en müsait yer ise bir Yahudinin yeri idi. Mısır valisi Yahudinin yerine cami yapımına başladı. Yahudi çaresiz bir şekilde düşünürken Müslümanlardan bir zat:
-Nedir senin bu halin? diye sordu.
-Bir evim vardı, başka bir şeyim yoktu. Vali şimdi oraya cami yapıyor. Ben ne yapabilir im? Şimdi açıkta kaldım, dedi.
-Sen git Medine'ye... Orada Halife Ömer vardır. Derdini ona anlat. Senin derdine mutlaka çare bulur, dedi.

Yahudi daha İslamiyetin nasıl bir din olduğunu bilmiyord u. Medine’ye vardı. Halife'yi sordu, bahçede olduğunu söylediler. Gitti Bahçeyi buldu. Baktı ki, orada bir adam çalışıyor. Yanına yaklaşıp:
-Ben Halife Ömer'le görüşmek istiyorum, dedi. Ona göre hükümdarın tarlada ne işi vardı. Karşısındaki:
-Derdini anlat! Ömer benim, dedi. Yahudi derdini anlatıp, bir çare bulunmasını söyleyince Hazreti Ömer, öfkeli bir şekilde, bir kemiğin üzerine bir şeyler yazıp adamın eline verdi:
-Götür bunu valiye ver, dedi.

Yahudi bu yazışmadan pek bir şey anlamamıştı. Bundan bir şey çıkmaz, diyordu kendi kendine.. .
Mısır'a gelip kemiği Sa'd ibni Ebi Vakkas'a verince, vali çok korkmuştu. Hemen evi eskisinde n daha güzel bir şekilde tamir etti ve Yahudiye verdi. Hem de memnun etmek için bir miktar yardımda bulundu. Hazreti Ömer'in gönderdiği kemiğin üzerinde sadece şu kelimeler yazılı idi:

-BEN NUŞİREVAN'DAN DAHA ADİLİM

http://mavikubbe.blogcu.com/nusirevan-ve-hz-omer-in-adaleti/6992031